Eğer herhangi bir toplumsal gelişim sürecinde baskı dönemi ile özgürleşme dönemi arasındaki kaçınılmaz sürekliliği kabul ediyorsak, edebiyatın önemini ve bizim gerçek kimliğimizin ve kimlik tasavvurumuzun ortaya çıkışında, açıklanmasında ve yayılmasındaki olası devrimci işlevini neden reddedelim? Zalim, aynanın mazluma sürekli değişen bir cıva lekesinden başka bir şey göstermemesini ister. Kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmeyen bir halkı nasıl bir değişim süreci harekete geçirebilir?
Düşünsel bir gerileme ya da bozulmanın tehlikelerini kestirebilmek ise hiç kuşkusuz daha zor. Bunlar, tipki herhangi bir kararlı duruşa ya da cesaretli tavra imkân vermeyecek cinsten havada asılı, bedensiz hasımlarla vuruşmak gibi, mücadele edilmesi güç tehlikeler; dahası tüm bu dinamiklere maruz kalıp, menfi manada etkilendiklerini düşündüğümüz kimselerin, tam tersine, bundan haz aldıklarını fark ettiğimiz şeyler. Hiç şüphe yok ki çoğunluğun maddi koşullarını iyileştirmek büyük bir kitleyi duygusal tatminlerinin hipnozundan uyandırmaktan çok daha kolay.