Ölüm hayatın zıddı değildi, bilakis hayatla başlıyordu ve hayatın ta kendisiydi. Ölüme ilerlemenin adı hayat olmuştu. Doğan herkes bu yolu yürüyor ve günü gelince de dünyayı terk edip gidiyordu. Uzun emeller ve ihtiraslar gidişi geciktirmiyor, bilakis hayatı geciktiriyordu.
Bir gerçeğin farkına vardım. Dünyanın hiçbir tertip veya tedbiri imana giden yolları kesemiyor, oraya açılan caddeleri tıkayamıyordu. Çileli oluyordu, sıkıntılı oluyordu ama yolcular hep yolda oluyordu. Yolun sahibi Allah'tı ve dilediğini yürütüyordu. Yürüyüşün çilesi, erişilen nimetin dengesiydi. Mükâfat Allah'ın cemali olunca sıkıntı üstüne sıkıntı kimin umurundaydı? İnanmayanlardan başka!
Siccil mi? Mercimekten büyük,nohuttan küçük,kurşundan ağır, çelikten sert taşlar idi, pişirilmiş çamura benziyordu. Keşke birkaçını alıp saklasaydım,şimdi hepsi kumlara karışıp gitti.