Omuzlarımıza bastıran;gizli, dev gibi ellerin altında küçüldüğümüzü bilmeyiz bazen. Üzüntümüz arttıkça bir toz zerresi kalacak kadar küçülürüz ama hayatın devamı için yapmamız gereken işleri ağır ağır yapar , yorgun bedenlerimizi gün bitiminde yatağa bırakırız. Yeme- içme , işe gitme gibi rutin şeyler düzenli bir şekilde ilerler. Bir robot gibi duygusuzlaşırız. Yitirdiklerimizle durmuştur kalbimiz. Aynadaki beyazlamış birkaç tel saç ile yüzümüzdeki çizgiler haber verir ilerleyen zamanı. Yine de umursamazca yaşarız. Çektiğimiz acıdan bizim gözlerimizdeki ışığa muhtaç olanların farkında bile olmayız.
Enkaz yığını altındaki ruhlarımızın gerçekten bedenimizden ayrılacağı günü bekler dururuz.
(...)
Sizin çocukken hiç hayali hayvanınız oldu mu? Olive'in oldu: fil , kaplumbağa, köpek.
Hayali hayvanlarının ardına gizlenmiş büyük yaralarını yine hayali hayvanıyla sarmaya çalışır.Olive , annesinin yokluğunun üzüntüsünü yaşayamadan ,babasının varlığındaki yoklukla mücadele eder.Filin altında ezilip toz zerresinde dönen babasının ruhunu, kurtarmaya çalışır.