Öyle çaresiz bakmıştı ki kumlu gözleriyle yüzüme, ne diyemediyse anlamıştım ben, demesine gerek yoktu zaten, içinden söylemişti bütün diyeceklerini. Boyun eğmiştim kaderime, ecelime, hepimizin kederine, ederine, içimizde bilmeden büyüttüğümüz elemlere.
Ben çocukluğumu, anamı gömdüğümüzün ertesi, sıcacık helvası soğumadan, şerbeti bitmeden, kokusu dinmeden, gözümdeki yaşlar kurumadan daha babamın, “Bir çorba kaynatıver kardeşlerin acıktı,” dediği o vakit kaybettim. Bir daha da arayıp bulmak gelmedi aklıma.