Öyle normal dışı ki! Bir baskı. Bir gerilim. Senin yanındayken sanki hep bir seçenek var karşısında insanın. Ya seni ya dünyanın geri kalanını seçmek söz konusu. Ben bu tür bir seçim yapmak istemiyorum. Bütünün parçası olmak istiyorum. Dünyada basit ve hoş olan öyle çok şey var ki! Her şey savaş, mücadele ve kendini mahrum etme değil. Oysa… seninle öyle.
Kasa kapısı gibi kilitliydi yüzü. Kasalara kilitlenen şeyler, değerli şeyler olurdu. İnsanlar bunu hissetmekten hoşlanmıyorlardı. Bu odadaki varlığı da soğuk, rahatsız ediciydi. Garip bir niteliği vardı Roark’un varlığının. Kendini hissettiriyordu ama sanki orada yokmuş gibi bir duygu veriyordu. Daha doğrusu, karşısındakiler orada yokmuş gibi.
Her biçimin kendi ayrı anlamı vardır. Her insanın kendi anlamı, biçimini ve amacını yaratır. Başkalarının geçmişte ne yaptığı neden bu kadar önemli? Sırf kendinizin değil diye neden kutsal sayılıyor? Neden sizin dışınızdaki herkes haklı oluyor da bir tek siz olamıyorsunuz? Neden başkalarının sayısı, gerçeğin yerini alabiliyor? Gerçek neden bir aritmetik meselesi oluyor… onda da yalnızca toplama işlemi? Neden her şey eğilip bükülüp mantık dışına çıkarılarak başka şeylere uydurulmaya çalışılıyor? Bir nedeni olmalı. Bilmiyorum. Hiçbir zaman bilemedim. Anlamak isterdim.
Gözleri çevresindeki dünyanın bilincine varırken gülümsüyordu. Yüzü bir doğa yasası gibiydi… Sorgulanamayacak, değiştirilemeyecek, ödün vermeyecek bir doğa yasası.