Ortaçağ bittikten ve zihinlerde yeni bir pencere açıldıktan sonra, Batı insanı, en güzel rüyalannın ve hayallerinin kısa bir süre içinde gerçek olacağını sanmış, rakip kabul etmeyen kilisenin otoritesinden, geleneksel düşünüşün ağırlığından ve henüz küçük bir bölümü keşfedilmiş bir dünyanın coğrafi sınırlarından kurtulmuştu. Tabiatı ve bireyi keşfetmiş, bireyin varlığı tespit edilmişti. Batılı insan, kendi gücünün ve kapasitesinin farkına varmıştı. Artık tabiatın ve eskiden beri süregelen geleneklerin hâkimi olabilirdi.
Yeni keşfettiği bu gücü, akılcılık ve hümanis-tik manevî geleneklerin eski değerleriyle birleştirebileceğini düşündü. Böylece, tarih içinde, insanlığın barış ve adalete erişeceğine inandı. Rönesans ve reform hareketlerinden sonraki yüzyılda, yepyeni bir bilimsel anlayış geliştirdi ve o zamana kadar hiç görülmemiş bir üretkenliğe ve güce sahip oldu. Böylece, maddi dünyayı tümüyle değiştirebileceğine inandı. Bireylerin serbestçe ve verimli bir biçimde kendilerini geliştirebilecekleri siyasî sistemler ortaya koydu. Çalışma saatlerini inanılmazın da ötesinde düşürerek, kendisine bir nesil öncesinde hayal bile edilemeyecek kadar uzun boş zamanlar yarattı.