MaGeLLaN

MaGeLLaN
@MaGeLLaN
Sağlığımıza zarar veren şeyler ruhumuza iyi geliyor..o yüzden sigarayla öpüşüyor rakıyla sevişiyoruz.
Turizm-Otel
Jupiter
202 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü, her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır. Biz kadınları hiç sevmedik! Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik. Göğüslerini sevdik… Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık. Kalçalarını sevdik… Gerçekten güzel vücutlu ve “çıtırsa” daha çok sevdik… Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep “baktık” Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık. Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık. Bir daha ve bir daha… Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu… Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk. Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu. Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı! Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik… 2009 itibariyle rakamlar oldukça “umut verici!!! “ % 40 ını sürekli dövdük %45 ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme) %16 sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz) Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık) % 9 una daha masum birer çocukken bile dokunduk. Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. “kim bilir neler yaptın ki
Reklam
Bazı şeyler susarak bile anlatılamazmış, bunu öğrendim ben. Hayatta ne kadar çabalarsan o kadar yok olurmuşsun. Ne kadar çok istersen o kadar olmuyormuş. Hayatın günlük güneşlik giderken bir anda tökezliyormuş insan. Artık o güneş hiç doğmuyormus. Konuşmak istedikçe susuyormuşsun ve her geldiğinde duruyormuşsun. Yazdığın cümle, yaktığın her sigara bir nebze ayırıyormuş ondan seni. Önce umutlarını tüketiyor sonrasında ise yok ediyormuş içinde. Ama her ışık da “tekrar” demekten de kendini alamıyor insan. İçin doluyor hatta taşıyor böyle zamanlarda. Hadi diyorsun bitsin artık, gitsin içimden. Sonra bakıyorsun nerede olduğunu bile bilmediğin birini içinden çıkarmaya çalışıyorsun. Bir bilinmezlik içinde çürürken, tekrar hayat vermesini istiyorsun. Ama umutsuz bir insan ne kadar isterse işte o kadar istedim bende. Söyleyemeden, susarak bile anlatamadan kendimi istedim. Bir de sahi gözlerine bakarak anlatmak vardı, rüyalarıma bile fazla gelecek şekilde bir güzellikte. Yine geliyor susma zamanı sonuçta beklediğimi bile söyleyemeyen biriyken gelmeni nasıl beklerim ki ? Anca yakarım sigaramı, açarım şarkımı bir de konuşmalarımızı tabi. Sen sevmezdin sigarayı değil mi oysa ne çok itmiş idin beni ona. Neyse ben yine çok konuştum, sen düşünme bunları. Ben beklerim, gelmen gerektiğini bilmesen de… “Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al Mustafa, tam on iki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi.” Böyle başlar Halil Cibran o müthiş etkileyici kitabı Ermiş’e. Al Mustafa’nın kopup gitmekle kalmak arasında ki muazzam kaosunu hissettirir okuyucuya. Devam eder… “Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki, özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki, sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan
Sözüm meclisten dışarı.Kendini bilen biliyor ;)
Kendi kalitesine bakmadan benim kalitemi sorgulayan zavallılar,sizin için hayata küsecek değilim.Sizin birbiriniz hakkında yazdıklarınızı size okutsam bırakın birbirinizi,kendi yüzünüze bile bakamazsınız.Biliyorsunuz değilmi ikiyüzlülüğünüzü,Tanımış olmanız lazım kendinizi ;)
Yalanlardan, sahte gözyaşlarından… Timsah gözyaşları döküp, kötü olup da yine de kaybetmeyenlerden… Gerçekten sıkıldım ya, üstelik düşündükçe daha da sıkılıyorum dünyadan… Galiba ben yine çocukluğumu özledim… Okuldan kaçışlarımı,arkadaşlarla masum sigara içme çabalarımı... Yalan söylerken bile utanma hissini iliklerime kadar duyup yine dürüstlükten yana olmayı... İlk sevdiğim kızı,o çocuksu masum aşkları,her hafta bir başkasına hatta öğretmenime aşık olmayı... Aldığım nefeslerin bile daha değişik geldiği,oksijenin bile daha temiz olduğu günleri... Biribirimize gülerken içimizden sövmediğimiz sevdiğimiz insanları... Bir topun peşinde mahalle aralarında koşup hiç yorulmamayı,terleyip hep hasta olmayı... Hesapsızca,riyasızca,hiç büyümeyecekmiş gibi,hiç derdimiz olmayacakmış gibi,yaşam sonsuza kadar aynı devam edecekmiş gibi geleceği düşünmemeyi... İnsanları ayırmadığımız,onları kategorilendirmediğimiz,herkesi kendimiz gibi bildiğimiz günleri... Kimsenin Dini,Dili,Irkı,siyasi görüşünün zerre önem taşımadığı günleri...
Öğretmen olmak; ... ... ateşler içinde yanarken okula gidip en yakınınızı toprağa verdikten hemen sonra derse girmektir. ... evinin ihtiyaçlarını kenara iterek sabaha kadar yazılı kâğıdı okumaktır. ... belki de sadece bir çocuğun ilgisini çekebilme ihtimali ile ders hazırlamaktır. ... kendi derdini unutup öğrencilerinin dertlerine üzülmektir. ... yağmurda şemsiyeni paylaşmak, pardösünün altına bir öğrenciyi almaktır. ... kahvaltı yapmadığını bildiğin öğrenciyle poğaçanı bölüşmek, onun doymasını sağlayamadığın için geceleri düşüncelere dalmaktır. ... elindekinin değerini bilmeyenle elinde hiçbir şeyi olmayanı yan yana oturtabilmektir. ... yetişmemiş anne ve babaların çocuklarını yetiştirmeye çalışmaktır. ... şartlar ne olursa olsun her zaman ve her yerde model olduğunu unutmamaktır. ... sadece kazanmayı değil kaybetmeyi de öğretmektir. ... eğitim öğretim için çabalamak, üretmek ve yönetimin engeline takıldığında bununla mücadele etmektir. ... öğrencilere adı ile hitap ederek onlara saygı duymaktır.
Reklam