Bahar

âlim düşünür ve bilir, ârif düşler ve tanır. İlkinde müfekkire, ikincisinde muhayyile kullanıldığı için, bilgilerinin türü farklıdır. Düşünmekle biliriz, ilim sahibi oluruz; düşlemekle tanırız, irfan sahibi oluruz. Düşünmekle başkasını (hayr) biliriz, düşlemekle kendimizi (ayn) tanırız.
Reklam
Tevazu budur; kaybettiğini fark etmek, tamıtamına kendini bir hiçliğin ortasında bulmak demektir. Yanılıp da "kendini bir hiçliğin ortasında bulmak" ifadesini sakin kabaca "hiçliğe dönüşmek", "hiç olmak", "yok olmak" mânâsıyla anlamayınız! Kastedilen, kendiliğin hiçliğin ortasında ancak hiçliğe karışmakla bulunabilecek bir nesne olduğudur.
Övünebileceğiniz neyiniz varsa dökün ortaya! Ve onlara sizden başka nazar edecek birilerini varsaymadığınız sürece gerçekte hangisinin kıymeti var, bir düşünün.
Hakikatini feda etmedikçe ey talip, bil ki asla hakikatin eşiğine yüz süremez; tutsağı haline gelmedikçe kendi hakikatinden sıyrılamazsın.
Ey talip! Öyleyse sen de Mansur gibi hoşça bak zatına; hakikat satırlarda değil, sadırlardadır çünkü.
Reklam