İnsan ailesine veya ona hakikaten birçok iyilik yapmış olan topluma bir şeyler borçlu oluyor ya da bir duyguya, anılara... Fakat sonra ruhun yalnız kalma arzusuyla dolduğu bir an geliyor. Sessizlik ve vakar içinde o son ana, son insani vazifeye, ölüme hazırlanmaktan başka bir şey istemediğin an.
Bir insanın kayıtsız şartsız sevilmeyi kabul etmesi büyük cesaret ister. Kahramanlık değilse bile cesaret. Çoğu insan sevgiyi ne almayı ne de vermeyi bilir; çünkü ödlektir, kibirlidir, korkuları vardır. Sevgi verdiği zaman utanır ve diğerine teslim olup sırrını paylaştığı zaman daha da fazla utanır. Bu üzücü sır şudur ki, insanın şefkate ihtiyacı vardır, onsuz yaşayamaz.
Dünyanın bize kendiliğinden verdikleriyle ya da bir insanın bize kendi isteğiyle sunduklarıyla yetinmemek daima günahtır; hırsla bir başka insanın sırrına el uzatmak daima günahtır.
Tanrı insanlara sevgiyi, birbirilerine ve dünyaya katlanabilsinler diye verdi. Fakat tevazu olmadan seven, karşı tarafın sırtına büyük bir yük bindirmiş olur.