Dünyada ne çok yalan var. Kötü yalanlar değil bunlar, çoğu kendini daha iyi hissetmek için söyleniyor. İnsanın sürekli kendini kandırmasın gereken bir varlık olması ne çok acı. İnsan saf gerçekle yaşayamıyor; çarpıtması, değiştirmesi, kendinin ya da başkalarının başka türlü olduğuna kendini inandırması gerekiyor.
Aramızdaki son kelime ne olacak, bilmiyorum. O anın geldiğini nasıl anlayacağım onu da bilmiyorum. Belki farkında bile olmayacağım. Bilincim ağır ağır solarken, kelimelerin anlamları da renklerin suluboya bir resmin üstüne damlayan suya karışması gibi dağılıyor olacak. Belki son kelime anlamsız harflerin dizisinden başka bir şey olmayacak. Belki yazı zaten anlamsız.
İki yıl bana evliliğin -kültürel ve dinden bağımsız olarak, kimle olursa olsun- bana göre olmadığını ve bir erkeğin kadına karşı kişisel tutumunun kültürel arka planından daha önemli olduğunu öğretti.
Ancak bazen kadın özgürlüğü ve eşitliği davasına en çok zarar verdiğine inandığım şeyleri unutmak için bunca zaman çabalamışken, bir kızım olsa onu nasıl yetiştireceğimi merak ediyordum.