Ferda Güner

Ferda Güner
@Madibaa
"Oku,şâyet sana hisli bîr yûrek lazîmsa..."
Akdeniz üniversitesi
Hatay
173 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
@Madibaa·
·
sabitlendi
"Çoğaltmak lazım! Gökyüzünde kuşları Suda balıkları Yüzlerde gülümsemeyi Kalplerde sevgiyi Dünyada iyi olan,güzel olan her şeyi… " 🍂
Reklam
“Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez; çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın..” Rainer Maria Rilke
Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!” Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük… Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından… Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir… Sofraya
Yıllar önce, şu asrın enaniyetli denizinde, nefsin ve şeytanın binbir hilesine, oyununa, tuzağına düşmeden yaşamanın olabildiğince zor, olabildiğince ağır gözüktüğü bir vakitte şöyle demiştim kendi kendime: "Ölmeye karar verenlerin işinin kolay olduğunu sanmıyorum. Fakat yaşamaya karar vermek, çok daha zor." Hele şu asırda, daha da zor. Çünkü şu zaman, âhir zaman. Sahabenin dahi korktuğu, şerrinden ve fitnesinden Rabbine sığındığı bir zaman Kendi iç dünyamızda ve de dış dünyalarda binlerce kez örneğini gözlemlediğimiz üzere, yalan ile doğrunun bir çarşıda beraber satıldığı; hidayet ile dalâletin arasının neredeyse kapandığı; bir insanda mü'min kalb ile mütefelsif aklın beraberce var olabildiği bir zaman. Böylesi bir zamanda hayatın her anında mü'minâne bir tavır sergileyebilme noktasında güçlükler yaşıyoruz. Çoğu şeyi, kalbimiz ve vicdanımız öyle istese de,yapamıyoruz. Her birimizin iç dünyasında, bu halin verdiği hüzün, nedamet
"Her doğan günün bir dert olduğunu İnsan bu yaşa gelince anlarmış." Der Cahit sıtkı Tarancı. Oysa her doğan gün yeni bir umut, yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç, yeni bir ufuk, yeni bir adım demektir nice yürekler ve yürekliler için. Haydi kalk ve güne besmele ile başla. Aldığın nefesin emanet olduğu bilinci ile tazelen, verdiğin her nefeste Rabbini şükürle an. Kendin için, ailen için, gençler için, devletin için, milletin için, ümmetin için yorulmadan ilk anki heyecanınla çalış. Bahar senin gayretlerinle yüreklere umut taşısın. Haydi...
Reklam