Matrix'te geçen meşhur sahne,
Neo kaşığı eğmeyi dener
Çocuk: Kaşığı eğmeyi deneme. Bu imkansızdır. Bunun yerine, sadece gerçeği anlamaya çalış.
Neo: Ne gerçeği?
Çocuk: Aslında kaşık yok.
Neo: Aslında kaşık yok mu?
Çocuk: O zaman eğilenin kaşık değil, kendin olduğunu anlarsın.
Evet, #Neo'nun da sorduğu gibi ne gerçeği, gerçek olan nedir ?
Tarih boyunca pek çok düşünürün/filozofun ilgisini çekmiş olan bu soru, günümüzde sanal gerçeklik üreten teknolojilerle birlikte yeni bir ivme kazanmış durumda.
#Platon Mağara Meteforunda gerçekliklerimiz, mağaraya hapsolmuş ve gölgeleri gerçek sanan mahkumlarınkine
benzetilir. Onlar, mağaranın dışına çıkmadıkları müddetçe de gölgeleri gerçek sanmaya devam edeceklerdir.
İmmanuel Kant'a göre ise deneyimlediğimiz dış dünya, dünya gerçeği değil, zihnimizde tasarladığımız içsel bir sanal gerçeklikten ibarettir.
Ayrıca bir şeyin gerçek olduğunu söylemek ile var olduğunu söylemek farklıdır. Gerçek
şemalaştırılabilir ve sezgide yer alır; ancak var olan şemalaştırılamayabilir. Sezgide
yer alamayacak numenal bir dünyanın şeyi, var olsa da gerçek olmayabilir. Gerçek
olmak göreli bir kavram iken, var olma böyle değildir .
Gerçek olarak algıladığımız dünyanın aslında gerçek olmadığı konusuna peygamberler de değinmiştir. #HzMuhammed "insanlar şu anda uykudadır, ölünce uyanırlar " sözüyle aslında bir sanal gerceklikte yaşadığımızı belirtir.
Hz Muhammed'in gerçekliğe olan yaklaşımına benzer bir yaklaşım #Matrix'te şöyle yer alır: "Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü? Ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın o zaman gerçek dünya ile rüya arasındaki farkı nasıl ayırt ederdin?"
Filozofların akli ilkelerle temellendirdikleri, gerçekliğin sanal gerçeklik olma ihtimali ve modern dünyanın fütüristik bilim ve teknolojisi tarafından