“Kimi insanın yüreği karanlık, kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülüklerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama!”
Tam kolundan tutup Maksimilanı tuttuğu sırada müthiş bir patlama ile Sutruma Gemisi havaya uçtu. Korkunç bir gürültünün ardından bir anda dünya sessizliğe gömüldü. Gökyüzü tahta parçacıklarıyla doldu ve gemi büyük bir süratle battı. Patlama olduğunda acaba Nadia neredeydi? Kendisini görmüş, küpeşteye tutulmuş, onu mu bekliyordu? Yoksa ambarda mıydı? Son olarak ne yedi? Aklındaki son düşünce neydi? Korkacak vakti olmuş muydu?
Denize doğru fırlayanlar arasında mıydı? Birden bire mi ölmüştü, yoksa soğuk suda uzun süre can mı çekişmişti?”
Geçmişin o korkunç acıları yeni kuşaklara aktarılmayacak, her şeye sıfırdan başlanacaktı. Yılanlarla, akreplerle, tehlikeli kuyularla dolu arka bahçede oynamasına izin verilmeyen çocuklar gibiydik. Yakın tarihin acıları bizim tehlikeli arka bahçemizdi.