Keşke elini kaldırdığı zaman vuracağı bir kadının Allah'ın onurlu/saygın bir kulu olduğunu ona vurmasının Allah'ın hududuna tecavüz olduğunu, bir ahlak ilkesi olarak müminlerin kalbine yerleştirebilseydik
Bu durumda, kadına karşı şiddetin zirve yaptığı Müslüman toplumlardaki utanç tablosunda Kur'an mütercimlerinin/yorumcularının büyük sorumluları vardır. O kadar yorum imkanı varken 'darp' fiilini müfessirlerin büyük çoğunluğunun vurun/dövün diye yorumlaması, bu yorumcuların dilin gramatik yapısına bağlılıklarının, ahlakın gramerine bağlılıklarından daha büyük olduğunu göstermektedir. "Vurduğunuz zaman kemikleri kırılmasın." diyen müfessirler var mesela.
Dinlerin gelişim ve değişimi ne kadar büyük olursa mensuplarına da o kadar büyük hareket serbestliği getirir. Statikleşip daraldıkça ve kucaklayıcı niteliğini kaybettikçe mensuplarının hareket alanını da buna paralel olarak daraltmaya ve tahammülsüzleşmeye başlar.
Bir mahkeme ve yargı diliyle sürekli cezalardan, infazlardan bahseden bir dinin, uzun erimde kendini marjinalleştireceği ve marjinal örgütlerin enstrümanına dönüşeceği açıktır. IŞİD ve benzeri marjinal yapıların yaptığı şey bu.
Tek bir doğruyu mutlaklaştırıp onunla örtüşmeyenleri mahkûm etmeye çalışmanın bilgi ahlakıyla uyuşmadığını kabul etmek gerekir. Tek tipleştirme eğilimi nihayetinde düşünce faşizmini doğurur.