Kiliseden Camiye çevrilirken ismiyle, dokusuyla, mozaikleriyle korunmuş olan Ayasofya'da müzeye dönüştürülürken cami karakterine dair ne varsa sökülmüştür. Rahleler, asma kandiller, kandiller arası süsler, Sakal-ı Şerif, Kur'an-ı Kerim çekmeceleri, yazı levhaları, sandıklı saatler, birkaçının dışında bütün halılar...
İşgal kuvvetleri 2 Ekim 1923 günü Istanbul'u terk etti. Bundan üç gün sonra 6 Ekim 1924'te Şükrü Nail Paşa komutasındaki Türk ordusu, Istanbul'a girdi. Girdiğinde işgal durumu söz konusu değildi. Gerçekten işgal orduları arkalarında bugün bile çözülemeyen birçok soruyla "geldikleri gibi gittiler".
Istanbul'un en karanlık yılları böyle başlar. Sarhoş gezen yabancı askerlerle, casuslarla, işbirlikçilerle, genelevlerle, gece hayatı ile bambaşka bir Istanbul vardır. Çünkü işgal, sadece fiziki değil, kültürel olarak da tüm unsurlarıyla Osmanlı'nın başkentidir.
"Ayasofya'ya karşı herhangi bir tecavüz silahla karşılanacaktır. Üstün kuvvetlerle hücum karşısında mukavemet kırılacak olursa minarelerine çan, kubbesine haç rakamlarına fırsat vermeden Ayasofya dinamitle berhava edilecekti, yani havaya uçurulacaktır."
Ayasofya'nın kiliseye çevrilmesi, işte bu tehditle önlenmiştir.