Nejat Muallimoğlu Dünyayı Sarsan Konuşmalar adlı kitabında o günkü tablo için şöyle der:
"Minarelerden sala sesleri meydandaki gök gürlemesini andıran yemin seslerine karışırken, minarelerin arasından ve meydanda toplanan kalabalığın üstünden işgal kuvvetlerinin uçakları geçiyordu. Meydanda toplanan hiç kimse ölüm korkusu duymadı. Mücadele ruhu içinde kendinden geçen halk, eğer uçaklardan ateş açılmış olsaydı gelen ölümün farkında olmayacaktı."
Arkasına Ayasofya'yı, önüne Sultanahmet Camii'ni alır. Halide Edip'in bu mitingde sarf ettiği "Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımız" sözü bir vecize halini almıştır.
1204 yılında düzenlenen Dördüncü Haçlı Seferi'nden sonra Batı yeniden Istanbul'dadır. Bu kez kan dökmeden ama kan dökmeye hazır olarak. Çanakkale'de dökülen kanın izleriyle ve ne yazık ki coşkulu bir kalabalığın kaşılamasıyla.
"Çanakkale geçilmez" diyoruz ama Çanakkale geçilmiştir, hem de hiç karşı madan, esir bir devletin boğazı olarak. Sadece üç buçuk yıl sonra, Çanakkale savunmasında şehit olanların kemiklerini sızlatırcasına İngiliz, Fransız, Italyan ve Yunan donanmalari Çanakkale 'den geçip 13 Kasım 1918'de Istanbul' a demirlemiştir.
Hatta Rus çarı, Sultan 2. Abdülhamit'i telgrafla kutlarken, daha fazla ileri gitmemesi konusunda deyim yerindeyse "aba altından sopa" göstererek uyarıyor. Osmanlı'nın bu zaferine rağmen Girit Adası Ekim 1897'de İngiltere'nin ültimatomuyla Osmanlı'nın elinden çıkıyor. Görüldüğü gibi savaşı kazanmamız bile yetmemiş, resmen büyük bir oyun sahneleniyor...