Çaresizliğim gece yarısı gelir bakar sanki çoktan ölmüşüm gözler karadır ve alnım çiçek yorgunu hüznümün acı balı sayrı toprağa dökülür kızıl gecelerde beni uykusuz bırakır görmek güzün huzursuz ölümünü.
Çaresizliğim gece yarısı gelir güneş ve yağmurun karmaşık düşlerinden, çok erken övmüşüm her şeyi kapıma da korkularıma da yabancıyım ben, soğuk duvarlardan üstüme inen binlerce yıl alır beni az biraz kışa götürür.
Çaresizliğim gece yarısı gelir vadi değişmiş, ay çayırlara inmiş, kızgın akşamın kırık orağı pencereye yaslı, gözlerini bana dikmiştir. Bilirim ki artık yenilmişim şu orak gibi, kimse yanıltamaz beni şimdi, sabah olmadan hükmünü okuyan nehir bile yanıltamaz beni.
Ağızlardan taşar bir buğday seli sessiz işir dereler mehtaplı gece seslerinde bırakılmış birikintilerden sonuna dek içilmiş denizlere doğru.
Martılara serp gözlerinin tuzunu ama
hiç koklanmamış yazlarda boğduğun ne varsa aç ve yok ol yaramın ağızında
Uyandıklarında unutulmuş olacaklar tepelerden kopup gelen kahkahalarda, bir kurtlar fırtınasında
koyun kafalarını dumanlı kentlerin üzerinden estirip toz eden.
Ama sen toz olma
yıldızların kıyısına varan o tükenmez açlığınla. Geceleyin mısraların oraklarına tepinerek gözlerini geçirecekler şişine
ölümsüzlüğün.
Ama sen toz olma.
Sıkı çek küreklerini kemiklerine kadar
dağıt
ne doğuya ne batıya yas'lanmayan rüzgârı, evet, asla acı vermediklerini yok eder acı. /