Genç kız soyunun gereği tembellik ve refah içinde geçen uzun yılların ardından kanlı canlı ve çiçek gibi tazeyken; adam, babadan oğula süregelen yüzyıllık ağır çalışma koşulları ve açlığın etkisi ile yıpranmış, tüm vücudu ödemlerle şişmiş, sakat bir hayvanın acınası çirkinliğine sahipti.
Gerçekten de, içlerindeki o öfkeye, iki aydan beri çektikleri açlık ve sefalete, maden ocakları arasında çılgınca koşuşturmanın yorgunluğu da eklenince, Montsoulu madencilerin sakin yüzleri vahşi hayvanlarınkine dönmüştü.
Yoksulluğa gömüldükçe direnme istekleri daha da artıyordu, sindikleri delikten çıkmaktansa orada ölmeyi tercih eden kıstırılmış hayvanlar gibi sessizce bekliyorlardı. Boyun eğmekten söz etmeyi kim göze alabilirdi?
Yine de herkes tarafından kabul görmüştü, onu her geçen gün biraz daha makineye dönüştüren bu ezici rutin işin üstesinden başarıyla geldiği için gerçek bir madenci gözüyle bakılıyordu.