Geçmişin nefret ve düşmanlık üretecek yükünü taşımanın ahlaki bir siyaset üretemeyeceğini bildiği için geçmişi unutmamak, ancak geçmişe takılıp kalmamak gerektiğini de sürekli vurgulamıştır.
Aliya İzzetbegoviç'in düşüncesinde modern zamanlardaki manasıyla "biz ve onlar" ya da "dost ve düşman" ayrımı, siyaset felsefesinin çıkış noktası değildir. Adaletin tesis edilmesi, fitnenin ve zulmün ortadan kaldırılması, siyaset felsefesinin temelidir. Gerçekleştiği zaman adalet, siyasallığı biz-onlar, dost-düşman gibi ayrımların ötesine taşımaktadır.
..bin sene yaşayacakmış gibi hayatlarını ve makamlarını korkuyla koruyan veya kendilerinden güçlü olanlara esirmişçesine yalakalık yapan kimselerdir. Bu tip insanların belirgin özellikleri korkudur. Hayat için korku, mal için korku, makam ve mevki için korku. Bir güç sahibinin veya hükümetin desteğini kazanmak için çabadır onların yaptıkları. Bütün bu korkular arasında tek bir korku eksiktir: Allah korkusu. Bu ruhla ve böylesine belirsiz ve ikiyüzlü atmosferde kendi nesillerini büyütürler.
Ona göre İslâm'ın büyük hamlesi "hicret" de bu bağlamda anlaşılmalıdır. Çünkü hicret, zor olanı,Allah'ın rızasını ve İslâm ahlakını temel alarak tercihte bulunmak ve bu tercihi yaşamaya çaba göstermek demektir. İzzetbegoviç (2007: 124), herkesin bu dünyada hicretin ikilemi ile karşı karşıya olduğunu söylemiştir.
İslâm dünyası geri kaldı, sorusuna o, kendisinden önceki İslâmcı neslin temel tezlerini doğrulayan bir cevap bulmuştur. Ona göre, Müslüman toplumların kendi rönesanslarını gerçekleştirebilmeleri için İslâm'a dönmenin dışında bir çareleri yoktur. İslâm, onun siyaset felsefesinin temeli ve kurucu aklıdır.