Çeri Başı

Çeri Başı
@Mananotlari
Sporcu,Talebe-i Ulûm ve uzlet.
Lisans
Çanakkale
Çanakkale, 18 Ocak 1998
Mayıs 2026 tarihinde katıldı
İnsan nasıl bir varlıktır?
İnsan öyle mükemmel bir varlıktır ki, ruhani yapısı itibariyle hayalleri büyüktür, şahanedir; ihtiyaçları sınırsızdır. Mükemmeli yaşayamaz ama hayalleriyle aşırıya ulaşabilir. Fakat maddeden ibaret olması itibariyle, yani cesedi yönüyle bir kafestedir; her şeyiyle sınırlı bir zindandadır. Acizdir, zayıftır, narindir. Bir sineğin elinden bile ölebilir. İnsanın ruhu kendi bedeninde hapsedilmiştir. Demek ki insanın fark etmesi gereken bir mana vardır. İnsan kontrol altındadır ve geçici bir durumdadır. Aksi takdirde hayal edip gerçekleştirmesini engelleyen bir sınırda olması abes olurdu. İnsan tamamıyla sorgulamalı ve mantığıyla bulmalıdır ki, sonsuz ilim sahibi bir iradenin kontrolünde olduğunu bilmeli ve emirlerini dinlemelidir. Zira insanın içine öyle bir saptırıcı yerleştirilmiştir ki; insanı düşünmekten alıkoyar, mantıktan alıkoyar, itaatteki mananın mantığından ve anlamından uzaklaştırır. Bu saptırıcıya hissiyat denir. Diğer adıyla nefs denir. Hissiyat, nefs hâlini aldığında insanı tamamıyla kötüye ve zarara yöneltir; itaatsizliğe sevk eder. Hissiyatın güzel tarafı ise aklın yönetmesiyle ortaya çıkar. Merhamet, sevgi ve şefkat gibi duygular, aklın rehberliğinde ve doğru şekilde yönetildiğinde güzeldir. Aksi takdirde nefs hâlini aldığında zararlı duygulara dönüşebilir. Her zaman akıl ve mantıkla düşünülmelidir. Sadece hislerimize danışarak yaşamaya kalkarsak sürekli yolumuzu kaybederiz. Çünkü hissiyat saf değildir; insanı yanlışa sürükleme ihtimali çok yüksektir.
Ölümü bir yok oluş sanan insan, hiçbir zaman tam anlamıyla huzurlu yaşayamaz. Çünkü hatırladığı her anda içini bir hiçlik korkusu sarar. Bu yüzden çoğu insan düşünmekten değil, unutabilmekten medet umar.
MÜNÎP YAR
Çıkamıyorum; dertlerimle dolu haps-i münferidde Ah ile derman arıyorum. Bitkinim tahayyülden, Derdime iştirak edecek ben gibi yar arıyorum. Yüreğimde bir imtihan, Yanımda güçlü şeytan; Zihnimi oyalayan o mütecessis oğlan. Neyleyim malı mülkü? Sevdiğimi seven, ben gibi yar arıyorum. Maşuk ola ben ki kalp ile eyledim huzur; Huzuru bozan odur: kendini seven muzur. İstemem zahirî güzeli, Abd olmaya hevesli ben gibi yar arıyorum.
KARANLIKTAN NASIL ÇIKILIR?
Bir insan kendi hataları yüzünden karanlığa girmiş olabilir. Hayatını düzensiz, dağınık ve kötü bir hale getirmiş olabilir. İyi bir durumdayken zamanla kötü bir duruma düşmüş olabilir. Bunların hepsi mümkündür. Fakat asıl önemli olan şey, insanın neden düştüğü değil; düştüğü yerden çıkıp çıkamayacağıdır. Önemli olan, insanın o karanlıktan kurtulabilmesi ve sorunlarını çözebilmesidir. Sorunlar birer kilit gibidir. İnsan zihni ise o karanlıkta yanan bir ışık gibidir. Çünkü kilitler karanlıkta kaybolmuştur. İnsan önce o kilitleri bulmak zorundadır. Kilitleri bulabilmek için de karanlığın içinde bir ışık yakılması gerekir. İşte o ışık, zihnini kullanma yetisidir, yani düşünmektir. İnsan düşünmeye başladıkça fark etmeye başlar. Fark ettikçe de sorunlarının nerede olduğunu görür. Fakat bazen insan o psikolojide olmayabilir. Düşünemiyor olabilir. Zihni dağılmış, yorulmuş veya karanlığın içinde kaybolmuş olabilir. Böyle durumlarda insanın yaşantısındaki meşguliyetler değişmelidir. Çünkü insan bazen ancak yeni uğraşların, yeni ortamların ve yeni meşguliyetlerin içinde kendini fark etmeye başlar. İnsan doğru meşguliyetlerle karşılaştığında önce fark eder. Fark ettiğinde düşünmeye başlar. Düşünmeye başladığında zihni karanlığın içinde ışık yakar. O ışık sayesinde kaybolmuş kilitleri bulur. Kilitleri bulduğunda ise aklını, yani anahtarı kullanır ve sorunlarını çözmeye başlar. İnsan karanlıktan böyle çıkar. Önce fark ederek, sonra düşünerek, ardından da aklını kullanarak.
UYAN!
“Çözemediğin şey sorun değildir; fark edemediğin şeydir. Işığın gücü, karanlıkta belli olur.”