• Kaf Dağı'nın ardına süzüldüğün rüyalardan uyan ki,ayağının altındaki toprağın yangınından binlerce Zümrüd-ü Anka doğsun.
  • (Lütfen okuyun)
    Geçtiğimiz aylarda öğrencilere seminer vermesi için İsa Altun’u davet etmiştik.

    İsa Altun bir polis memuru. Bir yandan yazarlık yapıyor bir yandan da okul okul gezip öğrencilere konuşmalar yapıyor. Yayınlanmış bir sürü de kitabı var.

    Bahsettiği mevzular, ihmal ettiğimizde genelde ah ettiğimiz konulardan oluşuyor. Uyuşturucu tehlikesi, siber zorbalık, intihara sürükleyen oyunlar vs.

    Hiç hoşunuza gitmeyecek konular yani.

    Ama anlattıkları tüm anne babalar için gerçekten çok önemli. Fırsatınız olursa gidip bir yerlerde dinleyin derim.

    Gidemeyecekler için de aldığım notları derledim. Başına sonuna da kendimden bir şeyler ekledim.

    Bu yazdığım örnek vakalar, dijital dünyanın tehlikelerine dair yapılan ve bazen de “Abartmayın be kardeşim, felaket tellallığı yapmayın!” diye hafife aldığımız uyarıların daha da abartılması gerektiğini gösteriyor.

    Lütfen dikkatle okuyun!

    ***

    15 yaşlarında bir çocuk internette bir kızla tanışmış. Birkaç ay boyunca yazışmışlar. Bir gün kız, çocuğa şöyle bir mesaj göndermiş:

    “Babam yazışmalarımızı gördü. Pek hoşuna gitmedi tabii. Mutlaka seninle tanışmak istiyor.”

    Çocuk biraz panik yapmış. Ama kız babasının iyi bir insan olduğunu ve görüşürse iyi olacağını söylemiş. “Hem babam seni tanırsa sever ve bundan sonra çok daha rahat görüşürüz” demiş kız.

    Çocuk da en sonunda kabul etmiş. Bir yer ayarlayıp kızın babasıyla buluşmuş.

    Daha ilk buluşmada adam çocuğa arabada taciz girişiminde bulunmuş. Ve olay mahkemelik olunca her şey açığa çıkmış.

    Ortada kız falan yokmuş. Bu iğrenç senaryoyu yazan kişi, sahte bir kız ismiyle ve resmiyle çocukla aylarca sohbet etmiş. Bıkmadan, usanmadan...

    Sonra da buluşmayı gerçekleştirip arabada taciz girişiminde bulunmuş.

    Çocuğunuzun dijital hayatını takip edin veya tanımadığı kişilerle internette konuşmasına izin vermeyin tavsiyeleri boşuna verilmiyor.

    Çünkü internet, hasta ruhlu insanlara, akla hayale gelmeyecek iğrençlikte senaryoların yazılabildiği iğrenç bir film seti hizmeti veriyor.

    ***

    Polis bir çeteyi takip ediyormuş. Sonunda bir villada adamları kıstırmışlar ve baskın yapmışlar. Bu baskında çete elemanlarının kullandığı bir ajanda bulunmuş.

    Ajandada bazı çocukların sosyal medya profillerine dair bilgiler varmış. Bu bilgiler incelenince, genelde aileleriyle problem yaşayan çocuklara dair notlar alındığı görülmüş.

    Bu bilgilerle ne yapılacaktı bilmiyorum. Ama şunu iyi biliyorum. Çocuklara, ailenizle veya özel hayatınızla ilgili sosyal medyada hiçbir şey paylaşmayın tavsiyeleri boş yere verilmiyor.

    ***

    14 yaşlarında bir çocuk pompalı tüfekle bir arkadaşını vurmuş. Çocuğun tüfeği nasıl aldığı araştırılınca, 5000 TL’lik akıllı cep telefonunu 1000 TL’ye satıp bu pompalı tüfeği aldığı ortaya çıkmış.

    Çocuklara çok pahalı telefonlar almayın tavsiyeleri de boşa değil yani.

    ***

    Uzmanlar genelde çocukların 15 yaşına kadar teknolojik cihazlarla olan iletişiminde çok sıkı takip edilmesi gerektiğini söylüyorlar. 15 yaşın nasıl bir önemi var acaba diye düşünenler için bir bilgi daha.

    Şimdiye kadar görülen davalarda, 15 yaşından küçük çocukların, zorbalığa uğradıklarında veya başlarına kötü bir şey geldiğinde anne babalarıyla paylaşmadıkları ortaya çıkmış. Mesela "mavi balina" gibi tehlikeli oyunlarda, 15 yaşından küçük çocuklar aldıkları tehditleri anne babalarına söylemiyorlarmış. Çünkü söylerlerse anne babalarına da kendileri yüzünden bir zarar geleceğini düşünüp korkuyorlarmış. Zaten bu tip oyunları oynayarak intihar edenlerin yaşlarına bakınca, insan bu korkunç gerçeği daha iyi anlıyor.

    ***

    Ve bu seminerden aklımda en çok kalan üç cümle;

    “Tanımadığın bir insanı sosyal medyada eklemek, bir yabancıyı evine götürmekle aynıdır.”

    “Akşam yemeklerini eşref saati hâline getirin ve telefonlarınızı kapatıp çocuklarınıza sohbet edin.”

    “Telefonunuza dokunduğunuz kadar çocuğunuza dokunmuyorsunuz!”
    Salih Uyan
  • "Uykusu çok olanın ruhu hasta, işi zordur".
    Uykunun en iyisi 5 saati geçmeyendir. Yetişkin bir insan için 6 saat uyumak normaldir. Çocuklar, ağır çalışanlar, hasta ve zayıflar 7-8 saat uyuyabilirler. Akşam yemekten 2-4 saat sonra, saat 22:00-23.00'den 04.00-05:00'e kadar olan süre uyku için ideal bir zaman dilimidir. Hiç olmazsa, saat 24.00'e kadar yatılmalı ve güneş doğmadan kalkılmalıdır.
    Hazreti Ömer (r.a.) "Sabahın erken vaktinde uyumaktan sakınınız! Zira ağız kokusu, ruhi dengesizlik ve tabiat (mizaç) bozukluğu meydana getirir." Ayrıca "Uyku, kuşluk vaktinde uyuyana akıl noksanlığı, ikindide uyuyana ise delilik getirir" demiştir.
    Güneş doğmadan kalkmak ve güneş batmadan uyumamak çok önemlidir, çünkü bu saatlerde bütün organları ve sistemleri faaliyete geçiren hayati hormonlar üretilir. Uyku halinde tüm işlemler yavaşladığından hormonlar da yeterli derecede üretilemez. Böylece fazla uyku hormon denge- sizliğine ve buna bağlı hastalıklara, ayrıca psikolojik rahatsızlıklara sebep olur. Sağlıklı insanlar uyurken nefes sayısı ve derinliği azalır, sağlıklı bebekler gibi sessizce nefes alıp verirler. Sağlıklı olmayanlar ise uyku esnasında derin nefes alıp verirler. Saatlerce derin nefes alıp-verme ile vücudun oksijen-karbondioksit dengesi bozulur. Bu dengesizlik de bazı hastalıklarla birlikte astım hastalığına yol açar.
    Yatak sert, yastık yeteri kadar yüksek, yorgan veya battaniye yumuşak ve hafif, odanın havası taze ve serin olmalıdır. En iyi uyuma şekli sağ yana yatarak uyumaktır. Baş göğse doğru eğik, dizler karna doğru çekik, kollar göğse bitişik halde uyumak en iyi pozisyondur. Bu pozisyon kalbe, kan dolaşımına, enerji dolaşımına ve hazmedilmiş yemeğin mideden bağırsağa inmesine kolaylık sağlar. Ayrıca, uyku esnasında vücuda bir zarar gelecek olursa, iç organlar bu pozisyonla muhafaza edilmiş olur.
    Hazmı zayıf olanlar, önce sol, sonra da sağ yana yatma ihtiyacı duyarlar. Omurga problemi yaşayanlar, kas ve iç organları zayıf olanlar ve yaşlı insanlar ise sırtüstü yatarlar. Hasta ve yaşlılar, çene kasları zayıf olduğu için, genellikle ağzı açık uyurlar.
    Alçak yastıkla sırtüstü yatarken geniz akıntıları kesilir, yüksek yastıkla sırtüstü yatarken akıntı burun yerine, boğaza, akciğere ve mideye akar. Geniz akıntısı yakıcı ve zehirli olduğundan, dışarıya akamazsa, sinüslerde iltihaplanmaya ve baş ağrısına sebep olur. Boğaza akarsa, bademcikler ve ses telleri rahatsızlanır, boğaz ve yemek borusunda yanma ve yaralar meydana gelir. Mideye akarsa, mide bulantısına ve mide hastalıklarına, akciğere akarsa, akciğer hastalıklarına yol açar.
    Yüzüstü yatış pozisyonuna ise eski alimler "şeytan yatışı" derler, bu pozisyonda yatmayı yasaklarlardı.
    Yatmadan evvel bol ve karışık yemek yiyenin midesinde üretilen enzimlerden tükürük bezleri de etkilenir, tükürük çoğalarak uyku esnasında ağızdan akmaya başlar. Bağırsak kurtları da tükürük bezlerini aynı şekilde etkiler. Bağırsak kurtları için tavsiye edilen tedaviyi uygulayan, beslenme alışkanlıklarını düzelten ve az yiyen, yemekten en az 3-4 saat sonra uyuyan kimse tükürük akıntısından kurtulur.
    Uykuda horlama, uykudan önce yeme alışkanlığından, hazımsızlıktan, kabızlık ve gazdan, kalın bağırsak bozukluğundan ve genişlemesinden, küçük dil şişliğinden ve kalp zayıflığından kaynaklanır. Sirke içinde şap eritilerek veya sirke içinde nar kabuğu kaynatarak gargara yapılırsa küçük dilin şişliğini alıp küçültür ve horlamayı azaltır.
    Bağırsak tedavisi yapanlar ve yemeği azaltanlar şiddetli horlamadan kısa zamanda kurtulabilirler, ancak hafif horlama devam eder. Arap alfabesindeki "ayn" ve "ğayn" harflerini doğru telaffuz ederek, Kur'an-ı Kerimi nefes kontrolüyle okumaya çalışan kimse bu dertten de kurtulabilir. Ancak tabiata uygun olmayan, hazır yiyecekler ve sağlıksız gıdalar tüketenler, tıka basa yemek yiyenler, yemekten sonra meyve yiyenler, horlama probleminden kurtulamazlar.
    Uyurken karabasan gelmesi ve kabus görülmesi, beyinde kan ve su dolaşımının bozukluğunun işaretidir. Karaciğer, kan ve damar temizlemelerini yapmak, saunaya gitmek, hacamat yaptırmak, sülük tutturmak bu durumdan kurtulmak için yeterli olabilir.
    Uykuda dişleri gıcırdatan yetişkinler sara hastalığına yakalanma riski taşırlar. Çocukların uykuda diş gıcırdatması ise yaş ilerledikçe geçer. Kışın güneş ışığının azlığından, yemeklerin ağırlığından uyku çoğalır. Ancak beslenme kurallarına uyan ve oruç tutanların durumu kışın da değişmez.
    "Az ye, rahat uyu!" (Atasözü).
    Çok uyumaktan kurtulmak için yemeği azaltmak, saunaya gitmek, anason, keten tohumu, kimyon ve sinameki kullanmak gerekir.
    Uyuma zorluğu çekenlere ise hamama gitmek, uykuya yatmadan önce bal şurubu, yulaf suyu veya arpa suyu içmek, veya çimlenmiş arpa yemek, kafa derisine zeytinyağı sürmek, reyhan ve kediotu koklamak ve hacamat yaptırmak iyi gelir..
  • Uyu uyan uyu uyan; acınası bir yaşam.
  • "Hayat bir uykudur,
    Ölünce uyanır insan.
    Sen erken davran,
    Ölmeden önce uyan."
    Mevlana Celaleddin-i Rumi