Biz Türkler, üzerinde az çok uzlaşılmış, hatta bazen sorgusuz sualsiz benimsenmiş bir “doğru” tanımından sapmayı ifade eden kavramlara çok sıcak yaklaşmıyoruz. Belki de tarihimizin derinliklerinden gelen, bilinçaltımızdaki bir tecrübe nedeniyle, “farklılık, değişiklik, zıtlık” yerine, “birlik, beraberlik, bütünlük” kavramlarını öne çıkarıyor, kutsallaştırıyoruz; farklılığa ve zıtlığa istemeden de olsa sıcak bakmıyoruz.