Ailem, bacaklarım olmadığına göre hayatla baş edebilmek için "iyi bir kafa"ya ihtiyacım olduğunu da söylüyordu. Ben de hayatla baş etme konusunda, varlığımın en derinliklerine demir atmış bir istek duyuyordum.
Çok üzüntü çekmemem için bana gerçeği söylemedi. Bugün, bu yara hâlâ açık ve insanların sözlerindeki yarı-gerçekleri, açık olmamalarını hiç kaldıramıyorum. Belirsizliğe, bulanıklığa hiç yer vermemeyi doğru buluyorum. Gerçek, bizi derinden yaralasa da, yalandan, sessizlikten, üstü kapalı sözcüklerden daha iyidir.
Bugün iki buçuk yaşındaki o çocuğun şanslı olduğunu düşünüyorum; eğer tren on santim daha yukarıdan ezseydi, cesedini taşımış olacaktım. Ayrıca bu kaza olmasaydı, bugün olduğu insan olamayacaktı, buna içten inanıyorum.