Birbirlerine bakıp kıvançla gülümsediler. Pilon'un keskin gözleri Danny'nin yüzünde mülk sahibi olmanın sorumluluğunu farketti. Bu gözlerde artık başıboşluğun tasasızlığını göremeyecekti. Artık kimsenin camını kırmayacaktı, çünkü o da kırılacak bir iki cam sahibi olmuştu. Pilon'un hakkı vardı. Arkadaşlarının seviyesinden yükselmiş omuzlarına daha karışık bir yaşam yükü çökmüştü. Sanki içinde bir şey kopmuş gibi bir acı hissediyordu.
Tolstoy: Niye Tanrıya inanmıyor musunuz?
Gorki: İnancım yok.
Tolstoy: Bu doğru değil; doğuştan inançlısınız siz ve Tanrı'sız yapamazsınız. İnanmıyorsanız inatçılıktandır ve dünyanın istediğiniz gibi olmamasına içerlemenizdendir. İnanç da aşk gibi yürek ister, cüret ister. İnanıyorum demelisiniz kendinize. Bakın her şey daha güzel olacak. Susarak kaçamazsınız dedi bu sorudan gülerek.
Gorki: Tanrı'ya inanmamama rağmen nedendir bilmem büyük bir ihtiyatla ve biraz da korkuyla baktım ona ve şöyle düşündüm, ''Bu adam Tanrı gibi.''
İnsanlar bu ilkbahar sabahının, tüm canlıların mutluluğu için yaratılmış doğanın bu güzelliğinin değil de, birbirlerine hükmetmek için uydurdukları şeylerin önemli, kutsal olduğu inancındaydılar.