İyi bakmak için çok uğraştığım zamanlarda ölmek için elinden geleni yapan çiçeğimi, üzülerek ve artık gerçekten gücenerek balkona koymuştum yaz başında. Çok kısa sürede büyüyüp serpildi. Sararan yapraklarıyla
ilgilenmedim, kopardım çünkü hâlâ biraz güceniktim, yerine yeni yapraklar verdi. Ve hiç öyle özenle sulamadığım halde öyle çok çiçek açtı ki, yani neresine açtı bu bu kadar çiçeği,
şaşırdım. Baktım. Bakıyorum hâlâ. Daha da bakarım.
Dünyanın en güzel şeyi durup dünyaya bakmak.
Anlamadım ama bildim ve kabul de ediyorum peki, bu dünyada neyi büyütüyorsak onun için küçüğüz. Neyi çoğaltıyorsak onun için azız. Çok önemsiyorsak yokuz. Yok
değilsek şeffafız, buharız ya da bunun gibi bir şey. Rüzgar gibi. Var ama nasıl var çıkar göster o zaman.
Gösteremezsin varlık bu mu peki?
Her şeyi anlamayız kabul ediyorum böyledir. Bir fikir üzerine yazmaya çalışıyorum sabah oluyor, yazdıkça uzaklaşıyorum
fikrim yok oluyor. Böylece burada kalıyorum, orta burası, sabahın bi saati. Kendime bir yer ariyorum. Ne tarafa geçersem geçeyim doğru hep karşı tarafta kalmış saniyorum. Nerede değilsem oradayım. Anlamıyorum ama
kabul ediyorum. Böyleyse ne diyebilirim ki. Peki.