Heval

Heval
@Marienne
խաղաղություն
Oraya vardığımda, bir adam, içimdeki acıyı hissetmiş gibi −dünyada bu duyguyla uzlaşmaya bu kadar alışmış başka bir ülke var mı ki?− bana dönüyor, gülümsemeden elindeki posta güvercinini bana uzatıyor..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fırsat buldukça, hareketlerle konuşmayı kelimelerle konuşmaya yeğlerdi Ken. Belki yazılı sessiz kelimelere duyduğu saygının bir sonucuydu bu. Daha çok kütüphanelerde çalışmış olmalıydı, ama onun için bir kitabın ilk akla gelen yeri yağmurluk cebiydi. Ne kitaplar çıkarmıştı o cepten!
Yerde açık bıraktığı iki bavulunu hiç büsbütün boşaltmazdı. O dönemde hiçbir şey, insanların kafalarındakiler bile, boşaltılıp yerli yerine yerleştirilmezdi. Her şey geçici olarak hazır bekletilirdi. Düşler eşya dolaplarında, takım çantalarında ve bavullarda saklanırdı.
'kim uçurdu acaba kafamı? ben kafam olmadan da yaşarım. Çünkü elim, kolum, bacaklarım var sana ulaşmak için. Ve bir de el bombası gibi fırlatıp, tüm kahrolası sınırları havaya uçuracak bir kalbim..'
'İnsanları birbirine ulaştırmak için bir lokomotifin fren kolu başında yirmi dört saat beklemek..'