O akşam benim için yepyeni ama bana - daha önce de görmüşüm gibi - tuhaf bir şekilde tanıdık gelen bir şeyin keşfine vesile oldu. Bunun bana - ilk deneyişinizde ayağınıza uyan bir ayakkabı gibi - daha ilk anda doğru geldiğini hatırlıyorum.
Sanat eserlerinin bir illet olarak yalnızlığın tedavisinde fayda sağlayacağı düşünülmüştü. Tarifini dünya hayatından çıkarmadığımız, istesek de çekip çıkaramadığımız o yalnızlık cennette yok. Dünyada yaşadığımız müddetçe geçişine şahit olduğumuz günlerin tarifine varılmaz o yalnızlığı yok edecek bir ortamı özlemekle geçirdiğimiz günler olduğunu biliyoruz. Cennet özlemi bizler arz üzerinde iken terakkimize mesnet olur. Cennete biraz daha yaklaşma ümidi hep yeni bir başlangıç yapmanın imkânı demektir. Cenneti özlüyoruz. Mü’min için dünya hayatı hasret hayatıdır. Şiirin hayatımızda bir yeri varsa o yer affedilme umidimizin beslendiği yerdir.”