AmedRuha

AmedRuha
@Mars2090
Bir yalan hangi amaçla söylenirse söylensin her zaman en kötü gerçekten daha kötüdür.../... Hangi yaşta ölürsek ölelim, tamamlanmamış cümlelerimiz olacak...
«Şımarık bir kız mutsuz, bir kadın olur ilerde» diyordu; «Bir çocuğu kendini zengin sanmağa alıştırmamalı; hayatin neler hazırladığını Allah bilir». «Genç bir kıza tatli sözler söylemek ona kötülük etmektir» dedi. Bana her zaman güzel olmadığımı, pek güçlükle hoşa gidebileceğini tekrarlardı. Bu sözlerin beni ağlattiğıni görürdü; ama onun için çocukluk, cehennemden korkan insanlar için yer yüzündeki hayat gibi bir şeydi onun gözünde. Dayayanilmaz azaplar pahasına da olsa evlilik, şu dünyada selamete ermek için boyun eğmem gereken bir alın yazisindan başka bir şey değildi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kadınlar değişen yaratiklardı; uçucu isteklerini ve ve duşüncelerini tesbit edebilecek güçlü yön ariyorlardı boyuna; belki de bu ihtiyaç erkeğe şaşmaz bir pusula, değismez bir nokta olmak görevini yüklüyordu. Büyük bir sevgi, sayet sevilenin hayatinı her an yenileşen bir zenginlikle doldurmasını bilmiyorsa, onu kendisine bağlamağa yetmiyordu.
Zavalli Odile öyle de beceriksizdi ki. Tabii halini korumağa çalişiyor, agzindan kendini ele verecek bir tek söz kaçırmamağa uğraşıyordu ama sevgisi her cümlesinde beliriyordu. Bu bana, su baskınına uğradığı halde hala dik ve sağlam görünen, ama her adımda bütün toprağa sinsice yayılan suyun sezildiği çayırları hatırlatiyordu. François Crozant'ın adını doğrudan doğruya ağzına al- miyordu ama konuşurken bu adı sanki ışıklı çerçeveler arasında herkesin gözünün önüne koyduğunu farketmiyordu. Odile'in zevklerini, fikirlerini, inançlarını çok iyi bildiğim için, ondaki bu çabuk değişmenin farkına varmak benim için hem kolay, hem de ilginç ve üzücü oluyordu. Cok dindar olmamakla beraber inancı da yok değildi; her pazar kiliseye giderdi. Ama şimdi: «Ben Isa'dan dörtyüz yıl önceki Yunan çağinin insaniyım; inanmyorum hıristiyanlığa» diyordu. Bunlar da hiç süphesiz François'nin cümleleriydi. «Hayat nedir ki, bir damla çamur üzerinde tükettiğimiz kırk zavallı yıl.
Şayet bana gerçeği, geçmişe ait bütün gerçeği söyleseydiniz, sevgilim, ben de her şeyi unutabiliridim... O zaman güvenle parlak, yeni bir hayata atilabilirdik. Başıni hiçbir kötü niyeti olmadan, keyifsiz ama umutsuzlukla sallardı. Açıkça söylememiş de olsa geçmişi inkâr etmiyordu; sessiz, gizli bir itirafı bu. Hayır Dickie, yapamam bunu; faydasız bu. Onla- n sayip dökecek gücüm yok.. Sonra bazı şeyleri niçin yaptiğimı, niçin söylediğimi size anlatamam ki... Bilmi- yorum... Yapacak birşey yok... Söyliyemem size.. Bu tatlı konuşmalar hemen her zaman düşmanca biterdi. Onun bir kelimesi beni şaşırtır; bir iz üzerinde yürür, onu dinlemezdim; tehlikeli soru dilimin ucuna gelir bir ân, kendimi tutardim, ama sonra boğulacak gibi olur, frlatırdım ağzımdan bu sözü. Odile hemen her zaman elinden geldiği kadar işi alaya almak ister ama beni ciddi görünce tepesi atarak Oo... yeter artık, derdi. Sizinle geçirdiğim her akşam işkence oluyor bana. Çekip gitmek daha iyi olacak
-Hayir, değişemem ben. Siz daima, tabii bir insan olduğum için beni sevdiğinizi söylersiniz. Şayet değişirsem tabiî olmaktan çıkarım. Başka türlü olmak size düşuyor. Sevgilim ben de anlamadığım şeyleri anlıyabile cek bir hale gelemem ki... Babam gerçeğe, doğruluğa saygi duygusu içinde yetiştirdi beni. Bu benim zihnimin yapisi âdeta. Bu gün saat iki ile üç arasında ne yaptiğıninizı samimi olarak söyleyeyim ki anlayamıyorum. Sert bir hareketle - Of, yeter artik, dedi ve arkasini dönerek uyur gibi yapti Ertesi gün onu keyifsiz bulacağımı saniyordum; ak- sine beni neşeli karşıladı; her şeyi unutmuş görünüyor- du. Konsere gitmemizi istedi. Ikimizin de çok sevdiği arçalar çalınacaktı. Konserden sonra bir yere gidip çay içmemizi istedi...