Yaşamını kendi özgür istemiyle istediği gibi yaşayamayan kişi, bir esir gibi, ömür boyu diğerlerinin dileklerini yerine getirmek için çabalar. Bu durumu açık seçik görebilen kişiler ise eksikliklerinden dayanılmaz bir acı duyarlar. Bu acı o kadar kuvvetlidir ki durumun kötülüğünü algılamamak için eksik kişi, farkında olmadan değişik savunma mekanizmaları geliştirir.
İki olgun insanın oluşturduğu sağlıklı aile düzeni içinde çocuk kendini öz potansiyeli ve yetenekleri içinde öğrenme, heyecanlanma, karar verme, hayal etme, keşfetme, hata yapma özgürlüğüne sahiptir.
Aynı aileden yetişen çocukların birbirlerinden farklı olabilmesi, aile içinde bireyleri olduğu gibi kabul edebilme özgürlüğüne işaret eder.Bu ailede çocuklar,anne-babanın kendi gereksinmelerini gidermek aracı olarak kullanılmamışlardır.
Sağlıksız ailelerdeki mutsuz anne ve mutsuz baba, kişisel becerileri ve girişimleriyle kendi gereksinmelerini karşılayamadıkları için, gereksinmeleri karşılamada çocuklarını araç olarak kullanırlar. Çocukların kendi gereksinmeleri ve kişisel gelişme potansiyelleri böyle anne-babalar için önemli değildir; çocuklar gelişemezler ve kendi kişiliklerini bulamazlar.
Evrenin bir bütün olduğu, bu bütün içinde yer alan her birimin, her olayın kendine özgü, benzersiz bir yerinin bulunduğu; bu nedenle ailedeki her bir bireyin kendi yetenekleri, düşünceleri, duyguları içinde olduğu gibi kabul edilmesi gerektiği manevi özgürlüğün temelini oluşturur,
Katı din kuralları içinde yetiştirilen çocuk, kendi dışında bazı kurallara göre yargılanacağına ya da ödüllendirileceğine inanır. Bağnaz din koşullandırmasının baskın olduğu aile ortamında yetişen çocuk kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek, iç ve dış dünyasını arttırıp keşfedecek bir tutum yerine, körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir.