Maruf

Maruf
"Bilgi, paylaşıldıkça çoğalır; sevgi de verildikçe artar " (Mevlânâ) " Bilgiyi saklamak cimriliktir; paylaşmak erdemdir " (Sokrates)
9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 19:54
Kitabın müellifi Mehmet Yıldız'ı, sosyal medyada, üç yıl önce denk geldiğim videolarından beri takip ederim. O dönemlerde haftada iki üç sefer bir saati aşkın, sohbet niteliğinde dini bilgi, fıkıh,akaid, siyer, dini hikayelerden oluşan videolardan büyük dayanak noktaları aldığım çok oldu. Bu noktada bir teşekkürü borç bilirim kendisine. Özellikle peygamberler ve sahabelerin çile dolu hayatı bizlere, birçok Müslümanın çektiği göreceli zorluklarla kıyaslanamayacak mesabede olduğunu gösterdiği kadar, bir eksikliğin de işareti olmalı. Nedir bu eksiklik? Acaba Müslümanım diyen biri iman noktasında ne kadar sözünün eriydi? ( Bu noktada Hac/11 ve devamı, Enam/42~44, Hud/9~11, Ankebut/1 ve devamı ilk akla gelen ayetleri gösterebiliriz.) Kitabın dili sohbet havasında. Zannedersem Mehmet Yıldız Hoca'nın sohbetlerinden derlenmiş. Bu minvalde okunması kolay, aynı zamanda içeriği inanan kesim için manevi boşlukları doyurucu nitelikte bir kitap olmuş. Bu kitap ve de bu tür peygamber, sahabe hayatı ile ilgili kitapların konuları,hikayeleri, tarihi olayları benzer olmakla birlikte, kaynaktan alıcıya iletide "samimiyetin" okuyucuyu yakalamada en büyük etken olduğunu söyleyebilirim. Çok şey söylenebilir ama hayatın sizi köşeye sıkıştırdığını hissettiğiniz bir anda,bir döneminizde size rehber ve aydınlığa açılan bir pencere olacak bir kitap diyebilirim. Hem kitap hem tüm sohbetleriyle Mehmet Yıldız...
Nasıl Dayandın Ya ResulullahMehmet Yıldız · Timaş Yayınları · 2021870 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·325 syf.··
2025 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 12:28
Doğuştan zeka geriliği olan otuzlu yaşlardaki Charlie'nin geçirdiği bir dizi operasyonlar, tedaviler ve terapiler sonrası zeka seviyesinin normal bir insan standardının üzerine çıkması ve bu süreçte yaşadıklarını konu edinmiş, sıradışı bir kitap. Etkileyici, duygu yoğunluğunun zirve yaptığı sayfalar yazar tarafından dozunda, iyi işlenmiş, kitaba serpiştirilmiş. Bu da gereksiz duygusal girdaplarda boğulmaktan (melankoli sevenlere saygılar) okuyucuyu kurtarıyor bence. Ancak, Charlie'nin uzun yıllar sonra "yeni zekasıyla" kendisini bir zamanlar dışlasa da babasına binbir heyecanla yeni ve akıllı halini göstermek için berber dükkanına gittiğinde babasının onu tanıyamaması ve daha sonra annesinin aynı şekilde davranması, duygu yoğunluğunun arttığı bölümler. Şahsen başlangıçta ve de kitabın yarısına kadar, sayfalarca, tekrar tekrar anlatılan Charlie'nin tedavi sürecinde sıkılıp bırakmayı dahi düşünmüştüm kitabı, ama sabırla devam diyerek -sabrı belli yaştan sonra en büyük rehber gördüğümden belki- semeresini yine aldığıma inanıyorum. Sıkılmak derken, kitabın başından ortalarına kadar kelimeleri, cümleleri, zeka-konuşma-algılama geriliği olan bir çocuk ağzıyla takip ediyor okuyucu. Devrik cümleler, yanlış telaffuzlar...vs. ara ara yordu. Yazarın bunu, kitabın baş kahramanı Charlie'yi okuyucu ile özdeşleştirme, her birimizi birer Charlie gibi düşünme, konuşturma amacıyla yaptığı bariz. Farklı bir tarz da ortaya çıkmış aslında. Charlie küçük yaşlardan itibaren bu hali nedeniyle ailesi tarafından kabul görmemiş, dışlanmış biri. Özellikle anne figürü maddeci bakışın sıradışı bir vakası olarak karşımıza çıkıyor. Ne diyor Charlie annesi için: " Onun için her zaman en önemli olan şey, başkalarının ne düşündüğü olmuştu kendisinin ve ailesinin nasıl göründüğü
İnsana ve Hayata Dair
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
9/10
·510 syf.··
2025 20. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2025 11:20
Herşeyden önce tarihin bir dönemi ele alınsa da yakın geçmişimize de ışık tutan, türüne göre bir başyapıt diyebilirim. Lider, liderlik, hırs, makam vb. hedefler uğruna dünyayı yakabilen insanı anlatmak isteyen yazar V. Bartol, kitabı yazdığında Hitler Almanya'sının ayak sesleri doğduğu şehre çok yakındı. Roman türündeki kitap, akıcı bir hikaye, karakterler ile ilerliyor, ama roman demeye dilim tam varmıyor (benim beklediğim klasik romanlardaki karakter analizleri, ruh halleri ile yoğun ve etkili tasvir dilinden uzak). Sadece hikaye okumak için dahi merak uyandıran, sonraki sayfalara bir an önce varma isteği uyandıran, okuyucuyu 'boş bırakmayan' bir kitap. Kitabın hikaye yönünün çekiciliği bir tarafa bırakıldığında yaşanmış bir gerçeklik üzerine bu kurgu - ki tarihi olayların bir kısmı teyide muhtaç olsa da- ilgiyi canlı tutuyor. Günümüzden bir pencere aralarsak din, inanç vb. hassas duygular üzerinden insanların - özellikle gençlerin- nasıl ikna edilebilecekleri noktasında ne kadar zayıf (açık) olduklarını kitap gözler önüne seriyor. Hemen ötemizde, güneyimizde yaşanan olaylar tazeliğini halen koruyor. Zülfü Livaneli Huzursuzluk Huzursuzluk kitabında bunu çok iyi anlatmış. Kitaptaki karakterleri, hikayelerini, acılarını tanıdıkça insan denen varlığın içinde taşıdığı ruhun, duygularının esareti içinde neleri yok sayabileceğini görüyoruz. Bu gücü iyilik yönünde kullanmanın yanında, kötü amaçlar için de kullanabilecek insan modelinin varlığı gözler önüne seriliyor. Buradaki insan sokakta her an karşılaşabileceğiniz biri elbette değil. Nüfuz etme potansiyeli olan, kitleleri peşinde sürükleyebilecek vakar, eğitim, heybet ve hitabete hakim (karizma denilen) kişiler. Kitapta karşımıza çeşitli karakterlerle karşımıza çıkıyor bu.
İnsana ve Hayata Dair
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2025 21:08
Sıcağı sıcağına inceleme yapmayı düşünüp, sadece ve sadece ağlayan bir yüz :( ifadesi bırakmak ve 'sonu ağlatan nadir kitaplardan' diye yazmak istemiştim ama birkaç cümleyi yazmadan yapamadım. Boğazın düğümlenmesi duygusunu en son ne zaman yaşadım bilmiyorum... Ana karakterler George'u, Squidward ( Sünger Bob); Lennie'yi ise Bir Demet Tiyatro'daki Tombalak karakterini hayal ederek okudum. Özellikle sesleri konuşuyordu sanki...Ne bilim, iki karakter bende öyle canlandı... Hikayenin teması umutlar ve dostluk üzerine. Umut fakirin ekmeği sözünün evrensel bir gerçek olduğunu bir kez daha görüyoruz. Her kültürün bir burjuva takımı ve aşağı takımı vardı. Kendini beğenmiş burjuvayı Curley karakterinde görüyoruz kitapta. O üstten bakışı, hırsı.. İnsan her yerde her asırda aynı insandı. Kitaplar, bol kitap okumak bizlere hayata önde başlamanın avantajlarını bu nedenle veriyor. Sözlerin değil gözlerin konuşsun minvali açık, yalın, akıcı bir hikaye. Ve asıl can alıcı nokta ihtiyar Candy (yaşlı çiftlik çalışanı)'nin yaşlı köpeğini bir başkası vurduğunda söylediği " Köpeğimi ben vurmalıydım George. Bir yabancının köpeğimi vurmasına izin vermemeliydim" sözlerinde saklı. Dostluk, arkadaşlık, birini her hatasıyla sevmekti; emekti, yaşanmışlıktı ve ona iyiliği de kötülüğü de (dost acı söyler) dostun yapması en yakışandı. Klasik melodram, aşk filmlerinin vazgeçilmez repliği " senin elinden ölmek vardı" sözünün en yakın arkadaşın elinden gerçekleştiğini görüyoruz...Gözüm arkada kalmadı diyemedi belki Candy'nin köpeği ama Lennie çıkıp konuşsaydı şimdi " George, biliyorum sen yanlış yapmazsın " derdi... George karakteri ne pahasına olursa olsun gerçek yoldaşa örnek. Kitabın bir bölümünde aklı kıt ama kocaman Lennie'ye yaşlı Candy bilgece : " George isterse senle uğraşmaz
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,8bin okunma
6/10
·360 syf.··
2025 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2025 23:06
En başta şunu söyleyeyim, araştırma-inceleme kitapları okumuş biri olarak roman sınıfında yer alan kitabı okuması zor bir kitaptı. Zordan kasıt dili ya da tercümesi değil, ana karakterler Buva ve Pekuşe ( fransız telaffuzu) üzerinde akıyor, ama bir çok başka şahıs, yer, mekan isimleri de geçiyor. Fransa tarihine mâl olmuş, Fransızlara özgü edebi eser, şahıs, kavram ,terimler vb. bolca var ki bu karmaşa okurken rahvan bırakıyor. Mesela; "okuma-yazma" bilen bir Fransız'ın Anadolu tarihi, kültüründen alıntılar yapan bir kitapda Yunus Emre'yi, Mevlana'yı anlamasını, ya da Anadolu misafirperverliğini, hayatını anlatan sözcükleri, alışkanlıkları anlamasını beklemek gibi Fransız kültürüne dair birçok özel kavram ve kelime mevcut. İster istemez olaya fransız kalabiliyorsunuz..Zaten yazarın asıl odak noktası eleştiri üzerine kurulduğundan akıcı bir hikaye aramadan okumak zorundasınız. Yazar, evrensel odaklı bir eleştiriyi amaç edinse de, daha çok Fransa'yı, fransız alışkanlıklarını; sosyal hayatını, bilim, politika, tarım, edebiyatını, tıp, din, felsefe vb. birçok alandaki uygulamaları, alışkanlıkları eleştirme üzerine kurgulamış. Dönemsel bir eleştiri izlenimi verdi daha çok. Yazar G. Flaubert kitapta dönemi eleştirmekle birlikte, sınıfların, toplumun yozlaşmasında ayrım da yapmıyor. Zengin kesim ana hedefi olmakla birlikte halkı da aşağılıyor yer yer. Kitabı bitiremeden vefatı bir soruyu akla getiriyor. Acaba ömrü yetseydi nasıl bir düzenin adamı olmak isterdi yazar ? Buva ve Pekuşe'nin karakter analizine baktığımızda, daha ilk sayfalarda yaşadıkları hayattan sıkılmış, 'bir gün istediğim hayatı yaşayacağım' diyen kabına sığmaz insanın havası hemen okuyucuyu sarıyor. Kaan Sekban'ın " Tebrikler Kovuldunuz" kitabı aklıma geldi. İncelemem
BilirbilmezlerGustave Flaubert · Can Yayınları · 2019477 okunma