14 Temmuz 1861.
Washington D.C.
“Sevgili Sarah,
görünen o ki, bir iki gün içinde, belkide yarın, harekete geçeceğiz ve sana tekrar yazamayabilirim, sana ben artık buralarda olmayacakken gözlerine dokunsun diye bir iki satır yazmak istedim. Baş koyduğum yolda güvensiz yada şüpheli hissetmiyorum ve cesaretim halen yerinde. Amerikan medeniyetinin şimdi nasıl da hükumetin galibiyetine bağlı olduğunun farkındayım ve bizden önce gidenlere, devrim yolunda kan ve eziyet içinde ne kadar borçlu olduğumuzun farkındayım ve kesinlikle istiyorum ki hayatımın tüm zevklerini bir kenara bırakayım ve bu devlete borcumu ödeyeyim. Sarah, sana olan aşkım ölümsüzdür. Beni bir şekilde sadece ilahi bir gücün koparabileceği bir şekilde bağlıyor ve ülkeme olan sevgim de üzerime bir rüzgar gibi geliyor ve beni dayanılmaz bir şekilde zincirlerle savaş alanına bağlıyor. Seninle yaşadığımız tüm o müthiş anlar etrafımda toplanıyor ve en çok sana ve Tanrı'ya şükrediyorum ki uzun bir süre onları keyifle yaşadım. Onlardan ayrılmak benim için çok zor ve gelecek yılların umutlarını yakmak da öyle, Tanrı isterse, daha birlikte yaşar ve birbirimizi severiz ve oğullarımızın etrafımızda birer erkek oluşunu görürüz. Eğer geri dönmezsem, sevgili Sarah'm, seni ne kadar sevdiğimi asla unutma, savaşta son nefesim beni terkederken senin adını fısıldayacağımı da. Hatalarımı affet ve sana yaşattığım bir çok acıyı da, bazen ne kadar da düşüncesiz ve aptalca davranmışım. Ama, Sarah, eğer ölüler tekrar bu dünyaya gelebilirse ve sevdiklerinin etrafında gezebilirse, her zaman seninle olacağım, en parlak günde de, en karanlık günde de. Her zaman. Her zaman. Ve yumuşak bir esinti yanağına dokununca, o benim nefesim olsun. Tapınağındaki serin hava, benim ruhum olsun. Sarah, yasımı tutma. Gittim ve geri geleceðim diye