O sihir sizden zorla çıkarılır, dini öğretilerle kovulur, baskıyla uzaklaştırılır ya da daha kötüsü, onu kendinizden siz çalarsınız. Aynı sokaklarda koşan çocukların ya da çocuksu şeyleri bir kenara bırakma vaktinin geldiğini söyleyen yetişkinlerin utandırmasıyla kaybolur. Yavaş yavaş kendi sihrinizi öldürürsünüz. Çok geçmeden korkularınız yetişkinlerin korkularına dönüşür: Büyük borçlar ve sorumluluklar, hasta ebeveynler ve çocuklar, hatırlanmadan ve sevilmeden ölme ihtimali. Büyüyünce olacağınızı düşündüğünüz kişi olamama korkusu.
Fırtınada devrilmiş bir ağaca rastladığımızda kolayca üzerinden atladı. Bense sürünerek altından geçtim ve kazağıma yapışan dikenli otlarla ayağa kalktım. Billy onları koparıp attı. Böyle küçük, ince jestlerin ne kadar anlamlı olabileceği tuhaftı: kazağınızdaki dikenli otları toplayan, sırtınızdaki ulaşamadığınız yerlere yapışanları alan bir arkadaş.
Bana kalırsa cins olmanın hiçbir sakıncası yoktur. Bazı insanların, toplumun onlardan uymalarını bekledikleri boşluklara sığmayan kenarları vardı, hepsi bu.
Herkese merhaba
Yeni yılda okuduğum ilk kitap. Sitede bu kitap ile ilgili yorum olmadığı için (ya da varsa ben bilmiyorum) spoilersız ve kısa bir inceleme yapacağım.
Öncelikle kitap, herşey on iki yaşındaki Jake'nin gözünden anlatılıyor ve hikayede herhangi bir fantastik olay falan yoktur. Jake şehre yeni gelen iki çocukla tanışır ve Jake'nin Calvin dayısı ve dayısının arkadaşı Lex ile bu tanıştığı iki çocuk bir Hayalet Kulübü kurarlar. Ormana giderler ve Calvin dayı gerçek olaylara dayandığına dair hikâyeler anlatır.
Kendi düşüncemi yazacağım buraya, kitap Robert Mccammon'un Boy's Life eserinin kötü bir kopyası gibi olmuş. Ve birazda Stranger Things havası verilmeye çalışılmış. Kitapta bazı yerlerde anlatım ciddi bir hâl alırken, bazı yerlerde diyaloglar ve olaylar çok basite kaçmış. Tabii yazar burda bir büyüme hikayesi anlatmaya çalışmış ama bunu konusu sağlam bir hikaye olmadan yapmış. Hatta ilk okuduğum sayfalarda okurken, sanki yazar "bir çocuk hikayesi yazayayım ama ne yazayım" diye düşünürken gibi geldi bana. 198 sayfalık bir hikaye oldugu için ve konusuda tek bir konuya bağlanmadığı için hikayede biraz dağınık ve sığ bir olay örgüsü çıkmış. Mesela Stephen King'in Ceset adlı öyküsünü okuduğumda, o öyküden çok keyif aldım. Ceset adlı öyküde dört çocuğun kırk mil ötede bir ceseti bulmak için kasaban ayrılıp tren raylarında yaptığı yolculuktaki arkadaşlık, aile gibi konulara değinmesi, hikayeyi mükemmel yapmış. Ama bu kitap için bunu söyleyemeyeceğim, yine de merak eden okuyabilir. Belki başka okuyucuların beğenebileceği bir kitaptır.
Kitapla kalın ve Size Mutlu Bir Yıl Diliyorum.