Ira Levin’in 1967 tarihli romanı Rosemary’nin Bebeği bir korku hikâyesinin bütün klişeleriyle açılıyor.
Yeni evli genç çift, New York’un göbeğinde ihtişamlı ve gotik bir apartman dairesini kiralamak isterler.
Daire beklenilenden ucuzdur, beklenilenden tuhaftır.
Bütün korku senaryolarının değişmez unsuru olarak o kadar tuhaflığı işitir ve hepsine maruz kalırlar yine de daireyi terketmezler. (Biz olsak çoktan arkamıza bakmadan kaçmıştık.)
Akıcı, sürükleyici, hafiften ürperten ama bir yandan da güldüren hoş bir romandı.
Korku hikayelerini dağlardan ve ıssız şatolardan alıp şehrin ortasına getiren, yan komşumuzdan bile şüpheye düşmemize sebep olacak paranoyakça bir gerilim hikayesiydi.
Güzeldi.
1968 tarihinde de Roman Polanski tarafından aynı isimle beyaz perdeye uyarlanmış.
Ki, film kitaptan daha ünlü aslında.
Kitabın baskısı yok ama filmini izlemek de yeterli keyfi verir diye düşünüyorum.
Ray Bradbury'den karanlık hikayeler, hikayelerin çoğuda korkudan ziyade daha çok sonbahar, hüzün, özlem ve yalnızlık gibi temalar işlenmiş. Hikayelerin hepsinde de ölümle ilgili anılar ve olaylar var. Yer yer şiirselliğe kaçsalar da çoğu hikâyeler güzeldi. Ray Bradbury özellikle de toplumsal sorunları ele almış. Ben çoğu hikayenin temasını anladığımı söyleyemeyeceğim. Bundan önce Charlie Beaumont'un Tut ki Bir Rüya Gördün adlı eserini okumuştum, o kitabı Sonbahar Ülkesi'nden daha daha çok beğendim.
Kitapla kalın ve Sağlıcakla.
Bu kitap beni öyle bir yerimden yakalayıp öyle bir belirleyici rol oynadı ki hayatımda, denk gelmiş diyebiliyorum sadece. Çocukmuşum, yaralarım varmış, şiddete meyilliymişim, kandırılmam gereken durumlar varmış ama istesem de kanamadığım bir farkındalıkla cezalandırılmışım, oyalanmam için bir akşam elime bir kitap verilmiş ve acil ihtiyaçlar dışında mola vermeden kitabı okumuşum. Kitap boşluğuma gelmiş, oturmuş.
İçinde yaşadığım, hiç çıkmak istemediğim ve bu yüzden sürekli okuduğum, ana iki karakterin de bir ihtiyacıma ve yönüme cevap verdiği bir kitaptı. Büyük katkısı oldu. Götürüsü olan bir iki durum da hoş görülebildi böylece.
Çok akıcı. Çok vurucu. Çok iz bırakıcı bir kitap nezdimde.
Video incelemem: youtu.be/OZh-HBISjCc?si=...
Selamlar! Her ne kadar Lanetli Çocuk serinin devamı olarak nitelendirilse bile benim için serinin 7. Ve son kitabı Ölüm Yadigarları ile karşınızdayım. Çok güzel bir serinin sonuna geliyoruz. Çocuk kitabı olarak başlayan seri gençlerden tutun yaşlılara kadar herkese hitap etmeyi başarıyor. Anlatım biçimi ve tarzı ile J.K. Rowling'in kalemi gerçekten çok sade ve güzel. Eğer fantastik evrenlerden hoşlanıyorsanız şiddetle önerdiğim bir başlangıç serisidir. Hem sizi yormaz hem de ilginizi kaybettirmez. Keşke Rowling sosyal medya üzerinde "Aslında şu böyleydi, aslında bu şöyleydi" demek yerine hikayeler yazıp evreni genişletseydi. Koskocaman evrende hala yaratılabilecek çok hikaye var lakin Rowling devam ettirmiyor. Üzücü... Yine de seri boyunca merak edilen sorulara yanıt alabiliyoruz bu kitapta. Filmlerini izleseniz bile aklınızda kalan soruların yanıtlarını bulabileceksiniz. Kitap hakkında çok fazla spoiler vermeden ve konu hakkında çok bilgi vermeden durmak isterim. Kesinlikle kendinizin deneyim edince zevk alacağınız bir kitap.
Harry'nin üzerindeki koruma büyüsü reşit olduğumda kalkacaktır. Bunu öğrenen Voldemort Harry'i öldürmek üzere Ölüm Yiyenleri gönderir. Yoldaşlık ile birlikte kaçarken Voldemort gelir. Harry'nin asası kendi başına sihir yapar ve güvenli bölgeye varırlar, daha sonra da kovuğa geçerler. Kovuğa Sihir Bakanı Rufus Scrimgeour gelir. Dumbedore'nin ölmeden önce verdiği eşyaları Harry, Ron ve Hermione'ye verir. Aynı zamanda Ron'un ağabeyi Bill ve Fleur'un düğününe hazırlanırlar. Düğün sırasında Sihir Bakanının öldüğü ve Ölüm Yiyenlerin onlar için geldiği haberi gelir. Harry, Ron ve Hermione olay yerinden tam zamanında kaçar. Yoldaşlığın evine sığınan üçlümüz ellerindeki ipuçlarıyla