Ira Levin’in 1967 tarihli romanı Rosemary’nin Bebeği bir korku hikâyesinin bütün klişeleriyle açılıyor.
Yeni evli genç çift, New York’un göbeğinde ihtişamlı ve gotik bir apartman dairesini kiralamak isterler.
Daire beklenilenden ucuzdur, beklenilenden tuhaftır.
Bütün korku senaryolarının değişmez unsuru olarak o kadar tuhaflığı işitir ve hepsine maruz kalırlar yine de daireyi terketmezler. (Biz olsak çoktan arkamıza bakmadan kaçmıştık.)
Akıcı, sürükleyici, hafiften ürperten ama bir yandan da güldüren hoş bir romandı.
Korku hikayelerini dağlardan ve ıssız şatolardan alıp şehrin ortasına getiren, yan komşumuzdan bile şüpheye düşmemize sebep olacak paranoyakça bir gerilim hikayesiydi.
Güzeldi.
1968 tarihinde de Roman Polanski tarafından aynı isimle beyaz perdeye uyarlanmış.
Ki, film kitaptan daha ünlü aslında.
Kitabın baskısı yok ama filmini izlemek de yeterli keyfi verir diye düşünüyorum.