Aşkta öyle bir güç vardır ki, ona karşı akıllar hayran
olur.
Hz. Mevlâna yine bir Mesnevî beytinde şöyle buyurur: "Âşıklık mecâz da olsa, hakîkî de olsa sonunda bize Allah'a
yönelmek için kılavuzluk eder. (Mesnevî, c. I, s. 111.)
Mecâzî aşka hakîkat köprüsü derler. Hakîkat tarafına ancak o köprüden
geçilir. Niçin?.. Şunun içindir ki; Hakk yoluna düşen bir kişiye ayak bağı olacak bir ilişki bulunmaması gerekir. Gönlünde her
hangi bir şahsa sevgisi olmayan kişi, her gördüğüne bağlanabilir. Bu sûretle onun dünyaya olan bağlılığı arttıkça artar. Fakat
candan gönülden birini seven kişi, sevdiğine bağlanmakla, diğer bağlardan kurtulur. Çeşitli bağlantıları bire indirmiş olur.
Elbette bir bağdan kurtulmak, bir çok bağdan kurtulmaktan kolaydır. Böyle bir bağı olan kişinin de o tek bağı, kâmil bir mürşit
eliyle kolayca çözülür. Fakat şurasını unutmamalı ki; mecâzi olan ve sahibini tek bağlı haline getiren bu aşk, nefsânî ve şehvânî
olmamalıdır. Çok güzel yapılmış bir insan resmini seyreden bir kimsenin, ona karşı şehvet değil, hayranlık duyduğu gibi, canlı
bir güzele bağlanmış olan da, onda,sevdiğinde Allah'ın yaratma gücünü, san'atını görüp; "Allah'ım, sen ne güzel yaratıyorsun!"
diye Hakk'a hayranlık duymalıdır. Hatırına şehvânî duygular gelmemelidir. Gelecek olursa, o aşka mecâzî aşk değil, hayvânî
aşk denir. Böyle bağlılık hakîkate köprü olamaz. O köprüden Hakk tarafına geçilemez.