Matem-i Şems

Matem-i Şems
@Matem_i
Kabir sarayından başka istirahatgah yoktur... "İlahî ente maksudî ve rizake matlubî" "Allahım maksadım SENSİN, arzum rızan ve hoşnutluğun." Ya bakî entel bakî...
Hukuk fakültesinde bir öğretim görevlisi derse girer ve bir öğrenciye adını sorar, öğrenci “Ali” diye cevap verir. Öğretmen bir anda, “Defol bu sınıftan, bir daha asla dersime gelme” der. Bütün öğrenciler şaşkınlık içindedir, neye uğradığı şaşıran Ali de sınıfı terk eder. Herkes ne olduğunu anlamak için beklemektedir hiç birinden tek bir ses bile çıkmaz… Hoca sınıftaki sessizlikle beraber ileri geri yavaş yavaş dolaşmaya başlamış bütün öğrencileri şöyle biraz süzdükten sonra, tabi bu arada herkes göz temasından kaçınıyor, başlamış derse. Hoca: “Kanunlar ne için vardır?” diye sorar ve ders başlar… Bir çok cevap gelmiş, bir öğrenci düzeni korumak, diğeri toplumda yaşayan bireylerin hak ve hürriyetini sağlamak için, öbürü yaşam haklarını idame ettirmek, bir başkası devlete güveni, o devletin saygın bir vatandaşı olduğunu göstermek için, bir diğeri her yerde hakkını yasalar çerçevesinde arayacağını bilmek ve devletin vatandaşına haklarını nasıl arayacağını göstermek için… Hoca başka diye tekrar sorunca bir öğrenci de “Adalet için diye cevap vermiş. Bu cevabı verene hoca parmağı ile işaret ederek işte aradığım cevap bu dercesine “peki az önce arkadaşınıza adaletsiz davrandım mı?”, herkeste aynı cevap “evet hocam”. Öğretim görevlisi sınıf kapısını açarak dışarıdaki öğrencisini içeri alır ve teşekkür edip yerine geçebileceğini söyler, herkes bunun bir senaryo, oyun olduğunu anlar. Fakat hoca son sözlerini söylememiştir henüz; “Peki buna hepiniz şahit oldunuz, neden tepki göstermediniz, bir açıklama istemediniz, arkadaşınızın hakkını savunmadınız!? Herkes susar çıt yok. Hoca bakın sevgili arkadaşlar, bu olaydan hepinizin çıkarması gereken bir öğüt var, bunu size 100 saat sınıfta ders versem anlatamazdım der ve son sözlerini söyleyip dersi bitirir. “Asla bana
Hukuk
Matem-i Şems
Adalet suçu suçluyu aramak değildir, sonuna kadar masumiyeti aramaktır. Ve adalet bir kutup yıldızıdır, herkes onun etrafında dönerken o sabit kalır... Zulmün karşısında susan ise dilsiz şeytandır. Korku müslümanlığı maalesef bizleri buraya getirdi ki adına da sürü psikolojisi deyip yumuşatabiliyoruz ne yazık ki. Bizlere Ebu Cehile tebliğe giden İbni Mesud'un yüreği lazim, Hz. Ali'nin ceraseti, Hz. Hamza'nın heybeti, Hz. Ömer'in adaleti gerek... Ve Yahudileri tanimayanlar paranın ve makamin kulu olurlar ki bunlar adalete hizmet edemeyecektir...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Müslüman laik olamaz. müslüman demokratik olamaz. Müslüman dinsiz kafir bir adamın getirdiği kanunlara ilerici görüp, dinsizliği meyil edip İslamı değerlere gerici yobaz görüp de Dini ikinci planda görüp de Melun Şeytanın laik demokratik atıyla zafer bekleyemez. Müslümanın Hürriyeti'de kurtuluşu da -İslam'dır -Kuran'dır -Sünnet'dir. Şia'rımız bu olmalı...
1000Kitap
Matem-i Şems
“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen, Allah’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar olur.”
Din Alimlerine Hürmet Etmek.
İlm talebesini ileride tutmak, islâmiyyetin ilerlemesine sebeb olur. Bunlar islâmiyyetin bekçileridir. Muhammed aleyhisselâmın dînini, soysuzlara karşı bunlar koruyacakdır. Kıyâmet günü herkese islâmiyyetden sorulacak, tesavvufdan sorulmıyacakdır. Cennete girmek, Cehennemden kurtulmak, ancak islâmiyyete uymakla olur. İnsanların en iyileri, seçilmişleri olan Peygamberler “salevâtüllahi teâlâ ve teslîmâtühü aleyhim”, herkesi islâmiyyete çağırmışdır. Kurtuluş yolu islâmiyyetdir. O büyükler, islâmiyyeti bildirmek için gönderildi. O hâlde en kıymetli ibâdet, insanlara yapılacak en büyük iyilik, islâmiyyetin öğrenilmesine, yapılmasına çalışmakdır ve islâmiyyetin bir emrini meydâna çıkarmakdır. Hele, din düşmanları, azgınca, dîne saldırarak, islâm kitâblarını yok etdikleri, müslimân yavrularını aldatdıkları bir memleketde, Allahü teâlânın emrlerinden bir dânesinin yapılmasına sebeb olmak, binlerle, milyonlarla lira sadaka vermekden dahâ sevâbdır. Çünki, bu ufak iş, Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” uymak, onların vazîfesine ortak olmakdır. Hâlbuki, ibâdetlerin en kıymetlisi, sevâbların en çoğu onlaradır. Milyonla sadaka vermek, hayrât, hasenât yapmak ise, herkese müyesser olabilir. İslâmiyyetin meydâna çıkmasına çalışmak, nefsin istemediği şeydir. Buna çalışan, nefsi ile cihâd etmiş olur. Hayrât yapmak ise, nefsin hoşuna gidebilir.  (48. Mektub)
Din
Matem-i Şems
:)
Nereden nereye...
Mehmet Güleç gerçekten kilolu vücudu ve soyadına yakışan taşkın gülüm­semesiyle müşterileri duvara gerdiği kara perde­ nin önüne oturtur; "Nene yüzünün resmini ala­cağım , hele aç yüzünü" diye vesikalık çektirecek ihtiyar köylü kadınlarla cebelleşir, (Aşağıdaki cümlenin altı çizili !) ömürlerinde namahreme yüzlerini göstermemiş bu kadınların umutsuz lakin inatçı dirençleri karşısında kan-ter içinde kalırdı.
Edebiyat
Matem-i Şems
Mahremiyetin daha sosyal ağlar marifetiyle bu kadar tüketilmediği dönemlerde Üstad Necip Fazıl, toplumdaki dejenerasyonu şu dizelerle anlatmıştır. Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem, Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem..! Varın şimdiki hali siz düşünün...