Clementine Mathieu

Clementine Mathieu
Vien dietro a me, e lascia dir le genti...
Eski Bir Psikolog Artığı - Kendine Çiftçi
Ankara Üniversitesi - ADPU ( PDR )
Hatay
77 okur puanı
Aralık 2016 tarihinde katıldı
Pietro Bembo'dan Lucrezia Borgia' ya ( Venedik 18 Ekim 1503 )
''Sekiz gün geçti f.f' den ayrılalı ve daha şimdiden ondan sekiz yıldır uzak kalmışım gibi geliyor bana; oysa şu anda herzamankinden daha fazla ruhumun gıdası ve varlık nedeni olan, düşüncelerimin böylesine ayrılmaz bir parçası haline gelen anıları olmaksızın, tek bir saatimin bile geçmediğini rahatlıkla söyleyebilirim; bu birkaç gün daha böyle sürerse , ki bu kaçınılmaz görünüyor, ruhumun bütün işlevleri bu anıların emrinde olacak, diğer insanlar nasıl kendi ruhlarıyla varlıklarını sürdürüp zenginleşiyorlarsa ben de salt onun anılarıyla ruhumu besleyeceğim, onlarla yaşayacağım ve bu tek düşünce olmaksızın asla yaşayamayacağım. Takdiri ilahi ne ise o olsun, yeter ki ben beraberliğimin kutsal müjdesinin gerçek yazdıgımız olduğunu kanıtlamaya yetecek kadar bir parçası olayım onun.. Kimi gökteki ayın tanıklığında, balkonda, kimi narin hanımefendimin sevgi dolu, mültefit ve lütufkar pek çok davranışına sahne olan ve sonsuza dek mutlulukla bakacağım pencerede şahsıma söylenin sözler, sık sık ve hiç bir çaba harcamaksızın aklıma geliyor. Bütün o sözler yüreğimin etrafında öylesine harikulade bir sevecenlikle dans ediyor ki, beni ayaklarına kapanıp, aşkımın engiliğini sınaması için ona yalvarma arzusuyla tutuşturuyorsa, ikiside birbirinden daha canlı, daha önemli kanıtlar sunmak için yarışıyorsa, alevler iyice yükselmiş demektir...Onun, f.f'nin elleriyle yazılmış iki satırcık görmek benim içim dünyanın en büyük mutluluğu...ama bu kadar fazla şey istemeye cesaret edemiyorum.Hanımefendi benim için neyi uygun görüyorsa onu yapmasını istesin sevdiğimden..Siz saygıdeğer hanımefendinin elini, dudaklarımla öpemeğimden bütün kalbimle öpüyorum ... '' Dipnot : Borgia, Evli ve saraya mensup bir hanımefendi. Bu olumsuzluk sebebiyle ömürleri boyunca Pietro Bembo ile asla bir araya
Sayfa 20
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ovidius'tan karısına ... ( Ms yaklaşık 8-17 )
Uçsuz bucaksız okyanus toprağını çürük bir tahta parçasıyla sürdüm; oysa İason'u taşıyan gemi sapasağlamdı.. Aşk Tanrısı'nın sinsi oyunları ona yardımcı oldu; Aşk'ın bu oyunları benden öğrenmemiş olmasını dilerim. O yurda döndü; küskün tarının gazabı yatışmazsa, ben bu topraklarda öleceim.. Benim yüküm, ey sadık karım, Aison'un oğlunun taşıdığından çok daha ağır. Kentten ayrılırken gencecik yaşta ardımda bıraktığım sen de, başıma gelen felaketlerde yaşlanmış olmalısın.Yaşlanmış da olsan seni görebilmeme ah bir izin verse tanrılar, sırasıyla iki yanağına iki sevinç öpücüğü kondurmama, bir deri bir kemiğe dönüşmüş bedenini kollarıma almama ve ' bu denli zayıflamanın nedeni, benim için duyduğun kaygıydı'' dememe ve üzüntülerimi ağşayarak, gözyaşları içinde sana bizzat anlatmamama, böylece senin hiç ummadığım bir konuşmayı yapmanın tadını çıkarmama, Sezarlar'a ve Sezara'a yaraşır eşe, minnettar ellerimle tütsüler sunmama ilahlar izin verseler, bu hazzı bağışlasalar bana ..! Ah ! Yumuşak kalpli Prenses Memnon'un anası, o gül dudaklarıyla o günü çağırır..
Sayfa 12
Çürüme Ve Hayat
Biz, gücümüzün çok gerisinde, yarattıklarımızın büyüklüğünden uzak, akıl almaz bir yetersizlik duygusu ve ihanete varan bir çekilmeyle susup oturuyoruz. Çoğalma yeteneğini yitirmiş bir haklılık, kendisine inanmak isteyip de kendisini yok sayan gücü kutsamanın çaresizliğini, aklımız da kalbimizi de cehenneme çeviriyor. Kuşkunun, güvensizliğin, vazgeçmenin küçük düşüren azabından kurtulmak istiyoruz. En az yarattığımız değerler kadar değerli olmak istiyoruz. Bu değer duygusunu bize bizden başka kimsenin vermeyeceğini biliyoruz. Özgürlük, Kimsenin ötekine bağışlanmadığı bir yaşama lüksü değil. Gücümüze yeniden inanmak istiyoruz. Güneşten, yağmurdan, denizden, topraktan ve yarattığımız hayattan payımızı istiyoruz. Adaletini yitirmiş bir toplumda barış, haksızlığa giydirilmiş bir eşitlik yalanıdır, biliyoruz. Evlerimiz sokağa açılsın, sözümüz bizi görmeyenlere ulaşsın istiyoruz. Çocuklarımız bize, biz çocuklarımıza açık yaralar olmak istemiyoruz. Biz de başı bulutlara değer sözcüklerle konuşmak istiyoruz ...
Sayfa 134
Yüzlerce Dille Eksikli Yaşamak
Bir insanın anadili dışında, anadilindeki sözcüklerin tınısına ne kadar hakimiyetle kaç dil öğrenebilir ? Kaç dilin ruhuna girebilir ? Kaç dilin kültüründe yabancılık çekmeden yaşayabilir ? İki, üç, bilemediniz beş; ki bu çok büyük bir sayıdır bana göre. İspanyolca biliyorsanız, Don Quıjote'nin Rocinante'si Tobosolu Dulcinea'nın aşkıyla, olan görkemiyle kalbinizde koşup duracaktır. Ancak Çince bilmiyorsanız Konfüçyüs , Çincenin '' hapishane'' sinden çıkıp 2500 yılı kat edip size, '' çocuklara en büyük saygı gösterilmelidir'' diyemeyecektir. Diyelim ki Fransızca biliyorsunuz, Elsa'nın gözleri Aragon'un ağzından kanınızda kirpiklenip duracaktır; yada Badelaire, Paris Sıkıntısı ile çağdaş insanın ve dünyanın kasunu iç burkan bir hazla ruhunuza yerleşecektir , ama bu kez de Ristos sizin için hiç yaşamamış olacaktır. Elinizi değilse de sesizini uzatsanız ulaşacak bir coğrafyada, Şehrazat' ın korkuyu geceler boyu nasıl büyük bir aşka ve dünya masalına çevirdiğini, Arapçanın şiiri dilinizde menevişlenmiyorsa nerden bileceksiniz ? Diyelim Dostoyevski, Stavrogin'in sesiyle kulağınıza '' inanmıyorum, inandığıma inanmıyorum; inanmıyorum, inandığıma inanmıyorum '' paradoksunu fısıldadı; bu elbette sizin için müthiş bir ayrıcalık. Ancak bu kez de İtalyanca bilediğiniz için Dante, Pavase ... yarattıkları cennet ve cehennemden çıkamayacaklar. Yüzlerce yıldır birlikte yaşadığınız Kürkçe , ağaçların hışırtısı, kuşların şakıması kadar kalbinize ulaşmayacaktır. Siz, bilmediğiniz yüzlerce dille eksikli, yaşamayı sürdüreceksiniz ! ..
Sayfa 61
Akşam oldu...Sen olmasan da
Gün akşama döndü. İçimde , uzayan gölgelerle menevişlenen bir geçmiş. Yalnızlıkla yavaşlaşmış bir şimdi. Kirpiği kaşına değmeyen bir gelecek. Zaman bir tek eşyada hüküm sürüyor. Sürmek değil bu , pul pul dökülen heves. Ucu vazgeçmeye varan bir yılgınlık, bir gönül yorgunluğu. Dünya etimde ürperiyor. '' Ben nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir '' mi diyordu Baudelaire. Bir insana bir söz söylemek istiyorum. Ne olursa olsun. Bir insandan bir söz duymak. Yoksa varlığımı duymayacağım. Yoksa kalbim bir kötülüğe düşecek. Gidip kalabalığa teslim olacağım. Yoksa acı duyma yetimi yitireceğim..
Sayfa 7