"Ağlamamak gerek!» dedi. «Başka türlü yaşayamazdınız, ama görüyorsunuz ya, insanların kötü bir ömür sürdüklerini anlıyorsunuz artık! Binlerce insan var ki sizden daha iyi bir yaşantı sürebilirlerdi, oysa hayvanlar gibi yaşıyorlar, hem de övünüyorlar. Övünülecek, hoşlanacak ne var yaşantılarında? Bugün çalışıyor, yiyorlar; yarın aynı şey; ve ömürlerinin her günü böyle geçer: çalışmak, yemek. Arada, çocuk dünyaya getirirler. Önce eğlence olur bu. Gelgelelim çocuklar da çok yemeye başladılar mı, ana-babalar kızarlar, onları hırpalamaya başlarlar: çabuk olun, bir an önce büyüyün, pisboğazlar, büyüyün ki çalışasınız! diye sıkıştırırlar. Yavrularını evcil hayvanlar haline getirmek isterler. Ama çocuklar da kendi mideleri için çalışmaya koyulurlar, bir kürek mahkûmu prangasını nasıl sürüklerse onlar da yoksul yaşantılarını öyle sürdürürler! İnsan aklının zincirlerini koparan kimseler gerçek insanlardır.
"Kimi geceler eski yaşantım gelir aklıma, ayaklar altında çiğnenen gücüm, ezilen yüreğim... Aklıma geldikçe de kendi kendime acırım. Ama ne de olsa, yaşantım daha iyi şimdi. Her geçen gün kendimi biraz daha kendim olarak görüyorum... Kendimi buluyorum..."