Mavi

Mavi
@Maviiland_
Söylesene yağmur iyi insanların gözleri neden hep sana benzer?)
Maddenin dönüşümü... Ölümsüzlüğün karşısında bu ucuz bahaneyle teselli olmak ne büyük korkaklık! Bilincin dışında doğada meydana gelen bu süreçler, insanın aptal­lığından daha aşağıdır , çünkü aptallıkta bile bir bilinç ve irade mevcuttur; süreçlerde ise buna eşdeğer bir şey yoktur. Yalnızca ölüm karşısında saygıdan çok korku duyan bir korkak, bedeninin zamanla bir otun, taşın ya da kurbağa­nın içinde yaşayacak olmasıyla teselli olabilir. Maddenin dönüşümünde kendi ölümsüzlüğünü görmek, kırılan ve ar­tık faydasız olan değerli bir kemanın kutusuna parlak bir gelecek öngörmek kadar gariptir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"İnsan neden ölümsüz değil?" diye düşünüyordu. "Beynin merkezi ve kıvrımları, görme ve konuşma kabiliyeti, bu sağlık ve deha, bütün bunlar toprağa karışarak eninde sonunda yerkabuğuyla birlikte soğumaya ve sonrasında dünyayla birlikte güneşin etrafında milyonlarca yıl anlamsızca ve amaçsızca dönme­ ye mahkumsa neye yarar? Toprağın altında soğuyacak ve dünyayla birlikte dönecekse insanı bu yüksek, neredeyse Tanrısal aklıyla yoktan var etmeye ve sanki alay edercesine tekrar çamura dönüştürmeye hiç gerek yok."
Hayat cansıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandı­ğında kendini istençsiz olarak sanki çıkışı olmayan bir tu­zağın içindeymiş gibi hisseder . Aslında insan, iradesi dışın­da birtakım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. Peki neden? Varlığının anlamını ve amacını öğrenmek ister, sorularına cevap alamaz ya da saçma sapan cevaplar alır . Kapıyı çalar , ama açan kimse olmaz. Ölüm de aynı şekilde iradesi dışında karşılar insanı. İşte tıpkı bir hapishanede ortak bir felaketle birbirine bağlı olan insanlar bir arada olduklarında kendilerini nasıl daha rahat hissederlerse, ha­yattada analiz etmeye ve sentezlemeye yatkın olan insanlar bir araya geldiklerinde, onurlu ve özgür düşüncelerini bir­ birlerine aktararak vakit geçirdiklerinde bu tuzağın farkına varmazlar. Bu bakımdan akıl yeri doldurulamaz bir zevk kaynağıdır.
Siz de çok iyi bilirsiniz ki , bu dünyada insan aklının yüksek manevi dışavurumu dışındaki her şey önemsiz ve sıkıcıdır . Akıl, hayvanlar ve insanlar arasında keskin bir sınır çizer , insandaki ilahi yöne ışık tutar , hatta bir derece­ye kadar gerçekte var olmayan ölümsüzlüğün yerini tutar. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki akıl, elimizde olan yegane zevk kaynağıdır. Etrafımızda akla dair hiçbir şey görmüyor , duymuyoruz, bu da zevkten mahrum oldu­ğumuz anlamına geliyor. Gerçi elimizin altında kitaplar var , ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmu­yor. Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama mü­saade edecek olursanız , bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor .
Tıbbın gayesini , ilaçların acıları hafifletmesi olarak görürseniz kaçınılmaz olarak ortaya şu soru çıkar: Acıları hafifletmenin amacı nedir ? İlk olarak, acıların insa­nı kusursuzluğa götürdüğü söylenir. İkinci olarak ise, eğer insanoğlu acılarını haplarla ve damlalarla hafifletebileceğini öğrenirse, bugüne kadar onları hem her türlü kötülükten koruyan hem de onlara mutluluk bahşeden dini ve felsefeyi tümüyle terk edebilir.