“Kalbinde Işık Taşıyan Kız”
Bir zamanlar, herkesin gökyüzüne bakmayı unuttuğu bir şehirde, küçük bir kız yaşardı. Bu kız, çok derinlerden sevmeyi bilirdi. Gözleri birine değdiğinde, içinden minik çiçekler açardı ama kimse bunu fark etmezdi. Çünkü herkes acele eder, geçip giderdi.
Kızın içinde kocaman bir sevgi vardı ama etrafındakiler ya görmezden gelir ya da bu sevgiyi anlayamazdı. “Sen fazlasın” derlerdi. Oysa o sadece sevilmek isterdi. Sıcacık bir sarılma, “Sen iyi ki varsın” diyen bir ses… ama bunlar hiç gelmezdi.
Bir gün, o kız kalbinin sesini dinledi. Ve uzaklara yürümeye başladı. Ormanda bir ağacın gölgesinde oturdu. Gözlerini kapattı, içinden sadece şunu fısıldadı:
“Ey beni Yaratan, bir tek Sen duy beni… Kalbim çok yorgun.”
O anda yapraklar hafifçe hışırdadı. Rüzgâr usulca yüzüne dokundu. Güneş, bulutların ardından gülümsedi. Kız, ilk defa içindeki sevginin boşuna olmadığını hissetti. Sarılma gibi gelen bir sıcaklık sardı içini.
Ve o gün, kız anladı:
Belki insanlar görmüyor… ama gökyüzü onu duyuyor.
Belki kimse sarılmıyor… ama Allah onu sarmalıyor.
Ve en önemlisi: O kalbindeki ışığı hiç kaybetmemeli.
O günden sonra her sabah kalktığında aynaya bakıp kendine şöyle derdi:
“Ben sevilmeye değerim. Ben ışık taşıyorum. Ve bu dünya benim kalbime iyi davranmayı öğrenecek.”
Ve gün geldi…
Bir başka kalbi yorgun bir çocukla karşılaştı. Ona sarıldı. Ve artık ikisi de yalnız değildi….