Saplantı nevrozu hastaların aslında ilgi duymamadığı düşüncelerle oyalanıp durmasıyla, içlerinde kendilerine hayli yabancı dürtüler hissetmeleriyle, gerçekleştirilmelerinden asla zevk duymayacakları, ama gerçekleştirmeden de yapamadıkları eylemlerle kendini açığa vurur. Düşünceler (saplantı düşünceler) aslında saçma ya da ilgili kişi için önemsizdir. Çokluk düpedüz gülünç nitelik taşır, bütün vakalarda sayıyı bitkin düşüren ve onun istemeye istemeye gerçekleştirdiği yorucu bir düşünsel etkinliğin ürünleri olarak boy gösterirler…………..
kişiyi çokluk suç işlemeye ayartmak ister gibi korkunç bir içerikleri vardır; dolayısıyla hasta bunları kendisine yabancı görüp yadsır, dehşete kaplarak bunlardan kaçmaya çalışır.
Her insan sevgiye lâyık değildir….
Eğer birini seveceksem, bu kişi bunu bir şekilde hak etmelidir…
Fakat bir yabancıyı tıpkı böcek, solucan ya da çayır yılanıymışçasına, sırf bu dünyanın parçası olduğu için seveceksem korkarım ki payına, sevgimin yalnızca küçücük bir zerresi düşecektir.
Sigmund Freud
Psikiyatrist , genel olarak ortaya attigimiz sorulardan ancak birisiyle ilgilenecektir . Hasta kadının aile öyküsünü araştıracak ve bize şöyle bir yanıtla sorumuza karşılık verecektir :Hezeyanlara, aileler de buna benzer ya da diğer psikolojik bozuklukların sıklıkla görüldüğü kişilerde rastlanır. Başka bir deyişle, kendisinde bir hezeyan oluşan kadın, sosyoçekimsel bakımdan zaten buna yatkın biridir. Kuşkusuz yadsınacak bir görüş değildir bu; ama bizim psikiyatristten bilmek istediklerimizin hepsi bu kadarcık mıdır? Söz konusu hastalığın ortaya çıkmasına yola çıkan tekneden bu mudur?