Cengiz Bektaş’ın Duvarların Dışı da Senin kitabı, aslında yalnızca mimarlığı ya da kentleri anlatan bir metin değil; hayatı, insanı, paylaşmayı ve “biz” olma kültürünü hatırlatan bir yol haritası. Kitabı elinize aldığınızda size teknik bir mimarlık kitabıymış gibi görünse de, birkaç sayfa içinde fark ediyorsunuz ki Bektaş’ın derdi çok daha derin: İnsanın mekânla, doğayla ve toplumla kurduğu bağ.
Bektaş, bir mimar olarak duvarların içinde şekillenen yaşamı değil, duvarların dışındaki hayatı önemsiyor. Yani sadece evlerin, apartmanların, şehirlerin planlarını değil; sokakta oynayan çocukları, mahalledeki dayanışmayı, komşuluk ilişkilerini, kısacası bizi “biz” yapan değerleri merkeze alıyor. Kitap boyunca hepimizin unuttuğu küçük ama anlamlı ayrıntılara dikkat çekiyor: Bir sokağın nasıl nefes aldığını, bir ağacın gölgesinde komşularla edilen sohbetin nasıl yaşamı güzelleştirdiğini, ya da bir binanın sadece duvarlardan ibaret olmadığını…
Samimiyeti en çok hissettiren şey, Bektaş’ın dili. Ne yukarıdan konuşuyor ne de fazla teknik terimlerle boğuyor. Aksine, bir dost sohbetindeymişsiniz gibi size sesleniyor. Kimi zaman bir çocukluk anısını, kimi zaman bir meydanda gözlemlediği bir sahneyi anlatıyor. Böylece kitap, akademik bir metin olmaktan çıkıp günlük hayatın içinden dersler çıkarabileceğiniz bir yol arkadaşı oluyor.
Okurken en çok şunu düşündüm: Bugün kentlerimiz büyüyor, duvarlarımız yükseliyor, ama birbirimizle bağımız zayıflıyor. Cengiz Bektaş tam da bu noktada bize hatırlatıyor: “Duvarların içi kadar dışı da senin.” Yani evine kapanıp kalma, dışarı çık; kente sahip çık, doğayı koru, komşuna selam ver, çocuğun sokakta oynayacağı bir alan bırak.
Sonuç olarak Duvarların Dışı da Senin, mimarlığa ilgi duymasanız bile size çok şey katacak bir kitap. Çünkü asıl mesele