Londra'da bir sokakta, bir adamı elektrik direğine bağlı bulurlar. Kurtarırlar... Durumu saptamak için karakola buyur ederler. Orada der ki adam:
"Beni kimse bağlamadı. Kendimi ben bağlattım.
Yontucuyum ben, sanatçıyım... Bu sokakta oturuyorum. Benim sokağıma şu çirkin elektrik direklerini dikmeğe kimin hakkı var? Davranışım bu çirkinliğe karşı çıkmak (protesto) için..."
Olayın sonucunu da söyliyeyim: Elektrik direkleri değiştirilmiş.
Bakıyorum, ihtiyar, hiç yabancı değilsin bahçe işlerine, bir kusur yok, bağın bahçen pek bakımlı, bakımsız kalmamış bu bahçede tek bir ağaç, incirler, üzümler, zeytinler, sebzeler ne güzel.
..Ama senin kendine hiç mi hiç baktığın yok.
İnsan ebeveynini hayalinde defalarca defneder. Onların bir gün öleceği korkusu, en erken korkularımızdan biri olmalı. Çocukken gece yarısı kalkıp annemin nefes alıp almadığını kontrol ederdim, diyor bir arkadaşım. Bir çocuğun, tek başına kaldığında, onlarsız yaşayamayacağı kişiler için duyduğu doğal endişe. Onlar için midir, yoksa çocuğun daha çok kendisi için duyduğu bir korku mudur bu? O anda böyle bir ayrımın olup olmadığından bile emin değilim. Korku tek ve aynıdır.