Tanrım, öyle doğru ki! Alarm hep geceleri çalar. Asla gündüzleri değil! Sebep ateşin geceleri daha güzel görünmesi mi? Daha hoş bir manzara, daha iyi bir gösteri sunması mı?
Ve seni ömrümün sonuna dek seveceğim. Nepal'deyken seni sevmeye devam edeceğim. Amsterdam'a döndüğümde seni sevmeye devam edeceğim. Sonunda başka birine aşık olsam da seni sevmeye devam edeceğim, şimdikinden farklı bir biçimde de olsa seveceğim seni.
Tanrı'dan dileğim -Tanrı var mı yok mu bilmesem de var olduğunu ve şu an bana kulak verdiğini ümit ediyorum- kendimle baş başa kalmaktan memnuniyet duymama bir daha asla izin vermesin. Birine ihtiyaç duymaktan hiç korkmayayım, acı çekmekten de, çünkü acının giremediği gri ve karanlık bir odadan büyük bir ıstırap yoktur şu hayatta.
Herkesin sürekli bahsedip, paylaşıp, ıstırabını çekip durduğu şu aşk, önceden hiç tanımadığım şimdiyse kendini açık eden şeye ulaşabilmem için rehberlik etsin bana. Şairin bir zamanlar dediği gibi, ne güneşin, ne ayın, ne yıldızların, ne toprağın, ne ağzımdaki şarap tadının olduğu bir ülkeye götürsün beni, bu ülkede yalnızca Öteki olsun, yani sırf sen yolu açtın diye bulduğum kişi.
Ve adım atmadan yürüyebileyim, bakmadan görebileyim, kanatlarımın çıkmasını dilemeden uçabileyim.
Her şeye izin vermektir. Güneşin doğuşu ya da ormanların büyüsüne kafayı takmamaktır, akıntıya karşı mücadele vermemektir, mutluluğa teslim olmaktır. Bence aşık olmak budur.