Yazarını uzun zamandır takip ediyorum ama bu, okuduğum ilk kitabı oldu. Aslında ilk mezun senemde başlamıştım fakat yoğunluktan yarım bırakmış, pek ilerleyememiştim. Yakın bir zamanda tekrar başladım ve bu kez bitirdim — iyi ki de okudum.
Sezin’i YouTube’dan tanıdığım için hangi türlerde içerik ürettiğini, paralel evren, zaman paradoksu gibi konulara ilgisini zaten biliyordum. Bu yüzden kitabın konusunu öğrenince daha başlamadan bana hitap edeceğini hissettim. Başlangıçta sakin ama hüzünlü bir hava vardı; sanki sayfaların arasına ince bir bulut çökmüş gibiydi. Leyla’nın Müphem’le tanışması ve seanslara başlamasıyla hikâye bir anda sürükleyici bir hâl aldı. Derken olaylar giderek karmaşıklaştı ve “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündüğüm anlar başladı — sanırım kitap boyunca en çok bunu hissettim.
Kitapta sevdiğim çok şey var ama hepsini anlatıp sürprizini bozmak istemem. Yazar genellikle sonları tepetaklak eden, okurun aklıyla oynayan hikâyeleri seviyor. Ben normalde birçok kitabın veya filmin sonunu tahmin edebilen biriyimdir ama bu kitapta tam 10-15 tahmin yaptım, hiçbirini tutturamadım. (Kendime güveniyordum çünkü Sezin’in içeriklerini takip ediyordum ) O yüzden “sonu basitti, tahmin edilebilirdi” diyenleri görünce gerçekten şaşırdım.
“On Gün Önceki Kız”, sizi şaşırtacak “aaa!” anlarıyla dolu, bol bol ikilem yaşatacak ve farklı senaryolar üretmenize sebep olacak bir kitap. Ben uzun zamandır sınav yoğunluğundan dolayı elime kitap almamıştım ama bunu bir solukta okudum ve sonu yüzünden bir hafta boyunca kendime gelemedim.
Bu kitabı özellikle bir şeyleri kurcalamak, sorgulamak, olaylar arasındaki gizli bağlantıları bulmayı sevenlere tavsiye ederim. Eğer klasik tarzda hikâyeleri seviyorsanız konusu size biraz sıra dışı gelebilir ama eminim ki melankolik havası sizi