Bu kitapta Miraç Çağrı Aktaş bizlere, kendinden vazgeçenlere hayatın acımayacağını yani insanın kendinin de hakkına girebilceğini anlatmıştır. Aslında bu kitap yüreği fazla hassas olanlar için kaleme alınmıştır. Sevmeyi başarmış ama kendini kaybetmiş insanlara kendilerini bulmaları için yol göstermiştir.
Çok yol yürümüş ama o yolun yanlış olduğunu bile bile yürümüş insanlar var. Bu insanlar kendinden fazla vermiş yani sevmeyi bilmiş ama bazen de sevmenin vazgeçmek olduğunu görememişler. İşte tam da bu insanlara seslenmiş bu kitap.
Demiş ki ; Sev ama önce kendini. Başkaları için kendine yük olma. Ağlayacaksan kendi omzunda ağla. Düş ama el arama.
Umut o kadar nankördür ki aslında dengeyi bozarsan senden geriye bir şey bırakmaz. Savrulursun hangi rüzgara kapıldığını bilmeden. O rüzgar yerden yere vurur seni dengeni bilmezsen.
Bırak giden gitsin, elindekiyle yetinmeni öğrenmen için gidiyordur belki. Bunu bil ve üzülme. Ne için dünyaya geldiğini her daim aklında tutarsan ne üzülen olursun ne de kaybeden unutma.
En beğendiğim bölüm de "Çöpe atmayın tamir edin" yani herhangi bir sorunla karşılaştığınızda hemen vazgeçmeyin. Biraz uğraşın onunla. Hem bu dünyada çaba olmadan hangi güzellik ortaya çıkar ki. Siz çabalayın sevmeye, affetmeye, fedakâr olamaya... İşte o zaman bazı şeylerin nasıl iyileştiğini siz de göreceksiniz.
İnsan yorulur anlamak istemeyen insanların yanında durdukça. Bu yüzden de kendine özür borçludur. Çaba elbet gerekir ama olmayacaksa zorlamanın da pek bir anlamı yoktur. Mevlana'nın bir sözü var. " Uğraşma boşuna. Seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. Gördükleri ancak kendi anladıkları olacak" Bu konunun en güzel özeti bu olsa gerek.
Bazen de insan her gördüğünü doğru sanar. Ölümüne savunur gözüyle gördüğünü. Bilmez ki göz