Monoteist edebiyat, libidonun söndürülmesi ve arzunun yok edilmesi konusuyla dolup taşar: cinsel yönden kendine hakim olmak, mutlak iffetliğin övülmesi, kutsanması; sonra da nispi iffetin. Çünkü erkekler ne Tanrı ne melektir ama tercihen idare edilmesi gereken hayvanlardır.
Bizler, aslında atalarımızdan ya da yeryüzünün mahrumiyet bölgelerinde yaşayan pek çok insandan, çok daha farklı hastalıklara yakalanıyoruz ve de onlardan çok farklı şekillerde öleceğiz. Bu bambaşka hastalıklara ilişkin endişeler gecelerimizi doldururken, yavaş yavaş çürümek için de yeteri kadar iyi ve uzun bir hayata sahibiz.
Bu dünya dışında dünya, iki fantastik şey üretir: Melek ve Cennet. Birincisi anti-insan prototipine göre işler, İkincisi, anti-dünya. Yani insanlara, başka bir öze, sonra da başka bir yaşama özlem duymak için, insanları kendi hallerinden nefret etmeye ve sonra kendi gerçekliklerini hor görmeye sevk etmek için yeterli şey.
Cenneti hedeflerken, dünyadan oluruz. Öteki dünya yaşamının umudu, üst-dünyalara duyulan özlem kaçınılmaz olarak burada ve şimdi bir karamsarlık, umutsuzluk doğurur.