Mümin kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip, onu mahkûm edemez-
sin. Çünkü:
+ Evvelâ, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.
+ Sâniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlûp olduğundan acımak ve nedâmet edeceğini beklemek…
+ Sâlisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.
+ Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlûp edecek afv u safh ile ve ulüvv-ü cenâplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1 “Sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak.
Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düş-
manlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!”
(Fussilet sûresi, 41/34)
2 “O muttakîler ki kızdıklarında öfkelerini yutar,
insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi
davrananları sever.” (Âl-i İmran sûresi, 3/134)
Eğer ben şimdi bu kitabın başında sormuş olduğum soruyu, yani gururlu ve umutlu olmak için
bir nedenimiz bulunup bulunmadığını sorarsam yanıt, baştan aşağıya tartışmış olduğumuz
şeylerden doğan bir sınırlama ile yine olumludur. Bu sınırlama ise şöyle dile getirilebilir: İyi
sonuç da kötü sonuç da ne düzenekseldir; ne de önceden yazgılanmıştır. Karar, insana
dayanmaktadır. Onun kendisini, yaşamını ve mutluluğunu önemle ele almasına; kendisinin ve
toplumunun ahlaksal sorunlarıyla yüzyüze gelmeyi göze almasına bağlıdır. Yani karar, insanın
kendikendisi olabilmek yiğitliğine ve kendisini savunabilmesine dayanmaktadır.