Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapmayacağımı biliyorum.
Bertrand Russel'ın "Günümüzün en büyük sorunu; aptalların kendilerinden son derece emin, zekilerin ise sürekli şüphe içinde olmalarıdır." diye yazması boşuna değil.
Asıl kırgınlık öyle bir şeydir ki siz aynı anda hem beyninizden, hem kalbinizden vurulmuş gibi olursunuz birden ve etrafınızdaki hiç kimse bunun farkına varmaz. Siz orada bir enkaz gibi oturursunuz ve kahveler söylenir, garsonlar gelir, kahkahalar patlar. Kırgınlık, derinliği etrafınızdakiler tarafından da duyulabilen bir şey olabilseydi şayet, kırgınlık olarak kalmaz, muhtemelen zamanla geçebilirdi. Ama geçmiyor. Geçiyorsa, kırgınlık değildir o.