Yazarın bilgeliğinin bittiği yerde bizimkinin başladığını çok iyi hissederiz ve onun yapabileceği tek şey bizim arzu duymamızı sağlamakken biz yanıt vermesini isteriz. O ise bu arzuları bizde, sanatının son çabasıyla erişebildiği nihai güzelliği bize seyrettirerek uyandırabilir. Ama zihinsel görüş açısının benzersiz, hem de şükredilecek yasası (gerçeği başkasında bulamayacağımızı ve bunu yaratması gerekenin biz olduğunu belirten yasa) aracılığıyla, bu yazarların bilgeliklerinin sınırı olan şey bize ancak kendi bilgeliğimizin başlangıcı olarak belirebilir, öyle ki, bize söyleyebilecekleri her şeyi söyledikleri an, hâlâ bir şey söylememiş oldukları duygusunu verirler. Zaten, eğer onlara yanıtlayamayacakları sorular sorarsak bize veremeyecekleri yanıtlar da istemiş oluruz. Çünkü şairlerin bizde uyandırdığı aşk etkisinin dışavurumlarından biri, kendileri için sadece kişisel heyecan belirtisi olan şeylere edebi bir önemle bağlanma duygusu uyandırmasıdır.