Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendi kendime de,
dünyaya da yabancıyım, yardım umabileceğim
tek şey de, bir şeyi kesinlemeye yeltenir
yeltenmez kendi kendini yadsıyan bir düşünce.
Beni ancak bilmeye ve yaşamaya yanaşmadığım
sürece esenliğe kavuşturan, fetih istekleri her
türlü saldırıyı boşa çıkaran duvarlara çarptıran
bu koşul nedir? İstemek, aykırılıklara yol
açmaktır. Aldırmazlığın, yüreğin uykusunun, ya
da ölümcül vazgeçişlerin verdiği bu zehirli
esenliğin doğması için düzenlenmiş her şey.
Gerçekten de, kim hakkında, ne hakkında,
“Bunu biliyorum!” diyebilirim? İçimdeki bu
yüreği duyabiliyorum, varolduğu yargısına
varıyorum. Bu dünyaya dokunabiliyorum, onun
da varolduğu yargısına varıyorum. Bütün bilgim
burada duruyor, gerisi kurmaca. Çünkü
varlığından emin olduğum bu ben’i kavramaya
çalıştım mı, onu tanımlamaya, özetlemeye
çalıştım mı parmaklarım arasından akıp giden bir
su oluveriyor. Bürünebildiği bütün yüzleri bir bir
çizebilirim, ona bütün verilenleri, bu eğitimi, bu
kökü, bu ateşliliği ya da bu susmaları, bu büyüklüğü ya da düşüklüğü de bir bir çizebilirim.
Ama yüzlerin toplamı yapılmaz. Benim olan bu
yürek bile hep tanımlanmaz kalacak benim için.
Varoluşum hakkında vardığım bu kesinlikle, bu
güvene vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur
hiçbir zaman dolmayacak. Kendi kendime
yabancı kalacağım hep. Mantıkta olduğu gibi
tinbilimde de gerçekler vardır, ama gerçek
yoktur. Sokrates’in “Kendini tanı” sözünün
değeri, günah çıkarma yerlerimizin “erdemli ol”
sözünün değerini aşmaz. Bir özlemle birlikte, bir
bilgisizlik de belirtirler. Büyük konular üzerinde
kısır oyunlardır bunlar. Yaklaştırma oldukları
ölçüde geçerlidirler ancak.
Akıl umutlarının kımıltısız
dünyasında sustuğu sürece, her şey özleminin
birliğinde yansıyarak düzenlenir. Ama ilk
deviniminde bu dünya çatlar ve yıkılır; sayısız, ışıltılı parçalar sunulur bilgisine. Bize gönül
esenliği verecek bildik ve durgun yüzeyini bir
daha kurabilmekten umudu kesmek gerekir.
Yüzyıllardan beri yapılmış araştırmalardan,
bunca düşünürün bunca el çekişinden sonra iyice
biliyoruz ki, bütün bilgimiz için geçerlidir bu.
İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek
biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey
birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve
güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.
En ileri
girişimlerinde bile, aklın derin isteği, insanın evreni karşısındaki bilinçsiz duygusuna varır; içli
dışlılık gereksinimidir, aydınlık isteğidir. Bir
insan için dünyayı anlamak, onu insanlara
indirgemek, ona damgasını basmaktır. Kedinin
evreni, karıncaların evreni değildir. “Her düşünce
insanbiçimseldir” gerçeğinin başka anlamı yok.